Arkeorehber

Arkeorehber Arkeoloji, mitoloji, tarih, eski çağ felsefesi ve tarihsel bakışlı geziler

MODERN ÇAĞDA FELSEFE Felsefe nedir, ne değildir üzerine bir değerlendirme...Modern çağda, egemen ve kurumsal hâle gelmiş...
28/12/2025

MODERN ÇAĞDA FELSEFE
Felsefe nedir, ne değildir üzerine bir değerlendirme...

Modern çağda, egemen ve kurumsal hâle gelmiş felsefe pratiği, giderek halktan kopan bir dile ve dar bir çevrenin kendi içinde döndürdüğü teorik tartışmalara sıkışmış görünüyor. Kapsayıcı olmak yerine seçkinci, açıklayıcı olmak yerine dışlayıcı bir söylem üretmesi bu yüzden şaşırtıcı değil.

Elbette çağdaş felsefe içinde yaşamla temas kurmaya çalışan, kamusal sorumluluk üstlenen istisnalar vardır. Ancak görünür, etkili ve yön belirleyici olan ana hat; halkın gündelik deneyimine temas etmekten çok, kendi kavramsal evrenini yeniden üretmeye odaklanmaktadır.

Halk adına konuştuğunu iddia eden fakat konuştuğu dilin muhatabı fiilen yalnızca kendi çevresi olan bir felsefe anlayışı; kamusal değildir, dönüştürücü değildir ve bu hâliyle ikna edici de değildir. Halkın anlayamadığı bir dille halk adına konuşmak, felsefe üretmekten çok entelektüel vesayet kurmaya yaklaşır.

Felsefe, ancak korkuya, acıya, kararsızlığa ve yaşama değdiği ölçüde anlamlıdır. Gündelik hayatta; ölüm korkusunda, yoksullukta, acıda, sevinçte ve yönsüzlükte karşılık bulmayan bir düşünce, yaşamı dönüştürmez; en fazla kendi doğrularını yeniden dolaşıma sokar.

Felsefe, bir kürsüden aşağıya doğru seslenmek değildir; bir zümrenin kendi arasında onayladığı doğruları evrensel hakikat gibi sunmak hiç değildir. Yaşamla bağını kaybeden bir felsefe pratiğinde, felsefe değil, mesleki bir etkinlik ağır basar.

Bu bir karşıtlık üretme çabası değil; felsefenin kamusal, yaşamsal ve dönüştürücü imkânlarını yeniden hatırlatma denemesidir.

Sokrates sokakta konuştu.
Stoacılar agoralarda halkla buluştu.
Oinoandalı Diogenes, Epikür’ün öğretilerini görünür kılmak için duvar ördürdü ama insanları içeri çağırdı. Bugün ise egemen felsefe dili, çoğu zaman insanları içeri davet etmekten çok, kavramlarla dışarıda bırakmayı tercih ediyor.

Felsefe, ancak yaşama değdiği sürece felsefedir. Aksi hâlde, süslü cümlelerle yapılan ve yalnızca kendi çevresi içinde yankılanan bir söylem olarak kalır.

Görsel;
Epikür felsefeyi bahçeye indiren filozoftur.

Delfi Apollon Tapınağı girişine yazılmış ünü günümüz kadar ulaşan üç özdeyiş;“Kendini bil.”Bu söz, Delfi Tapınağı’nın en...
08/11/2025

Delfi Apollon Tapınağı girişine yazılmış ünü günümüz kadar ulaşan üç özdeyiş;

“Kendini bil.”

Bu söz, Delfi Tapınağı’nın en bilinen ve merkezî öğüdüdür. Anlamı yalnızca “kendini tanı” değildir; “Tanrılara öykünme, sınırını bil” çağrısı da içerir. İnsanın ölçüsünü, doğasını, arzularını ve geçiciliğini fark etmesini öğütler. Platon’dan Epiktetos’a kadar tüm filozoflar bu sözü insanın ahlaki ölçüsü olarak yorumlamıştır.

Kendini bil” sözü Delfi Tapınağı’nda Apollon’un ağzından verilmiş olsa da, köken olarak Yedi Bilge’den biri olan Miletoslu Thales veya Prieneli Bias’a; bazı antik kaynaklarda ise Sokrates’e atfedilir.
Bu çeşitlilik de zaten sözün ne kadar temel bir ilkeye dönüştüğünü gösterir. Herkes kendi çağında o uyarıyı sahiplenmiştir.

Pausanias ve Platon sözü Delfi Tapınağı’na yazılmış olarak aktarır, ama Platon diyaloglarında Sokrates’in ağzından sık sık duyulur. Bu yüzden halk arasında “Sokrates’in sözü” gibi anılır.

Diogenes Laertios ise “Kendini bil” ifadesini Prieneli Bias ve bazen Chilon’a atfeder.

Thales, “Kendini bilmek en zor iştir” der; dolayısıyla özdeyişin anlam çemberinde onun izi de vardır.

Sokrates Delfi Kehaneti’yle derinden ilişkilidir: Delfi rahibesi Pythia, “Sokrates’ten daha bilgesi yoktur” dediğinde, Sokrates bu sözü şöyle yorumlar: “Ben hiçbir şey bilmediğimi bildiğim için bilgeyim.”

Yani “kendini bilmek” artık sadece ölçülülük değil, epistemik bir erdem, bilgiye giden yolun kapısı olur. Bu da Delfi’nin dinsel bilgelik alanından felsefeye geçişini simgeler.

“Kendini bil” hem Apollon’un tapınağında yazılıdır, hem Bias ve Thales’in öğüdü, hem de Sokrates’in yaşam düsturudur. O yüzden bu özdeyiş, insan düşüncesinin en eski ve en geniş yankılı cümlesidir diyebiliriz.

“Hiçbir şeyde aşırılığa kaçma.”

Bu ikinci söz ölçülülüğün ifadesidir. Hazda, öfkede, dinde, siyasette, hatta bilgide bile dengeyi gözetmeyi öğütler. Bu, ne gölgede kalmak, ne de yanmaktır; Apollon’un ışığının ortasında yürümektir. Epikür’den Aristoteles’e kadar pek çok düşünür bu ölçülülüğü erdemin temeli saymıştır.

“Kefil olma, yoksa felaket gelir.”

Bu, diğer iki söze göre daha dünyevi ama bilgece bir uyarıdır. Anlamı yalnızca ekonomik değildir; “başkalarının yükünü taşımaya kalkma, kendi ölçünü koru” anlamı taşır. Yani insanın sınırını, sorumluluk alanını bilmesi üzerine bir ahlak uyarısıdır.

Tapınağın ön yüzüne kazınmış bu üç söz, aslında birlikte okunur:

“Kendini bil. Aşırılıktan kaçın. Kendi sınırını aşma.”

Bu üçlü, Apollon’un Delfi’deki medeniyet bilincini temsil eder. İnsan, ne tanrı kadar kudretli ne de hayvan kadar kördür; aradaki çizgiyi fark ettiğinde bilgeleşir.

Şair Simonides'ten (M.Ö. 556 -468)RÜZGARIN ARDINDANRüzgâr eser, deniz köpürür,insan kalbi de öyledir.Bir gün sakin, bir ...
14/10/2025

Şair Simonides'ten (M.Ö. 556 -468)

RÜZGARIN ARDINDAN
Rüzgâr eser, deniz köpürür,
insan kalbi de öyledir.
Bir gün sakin, bir gün fırtına
ama gemici denizi suçlamaz,
yalnızca yönünü düzeltir.
Çünkü bilge insan, rüzgârı değiştiremez,
ama yelkenini ayarlayabilir.

Şiirde rüzgâr Doğanın değişken gücüdür; insanın kontrolü dışındaki olayları, kaderi temsil eder. Antik çağ düşüncesinde “anemos” (rüzgâr) aynı zamanda ruh nefesi anlamını da taşır; dolayısıyla bu dize hem dış dünyayı hem içsel dalgalanmayı anlatır.

Deniz (thalassa) antik şiirde ruhun aynasıdır. Simonides burada, kalbin de deniz gibi gelgitli, kararsız ve derin olduğunu söyler. Bu imgede hem doğa-insan birliği hem de Stoacı denge düşüncesi gizlidir.

Gemici (nautēs) figürü, insanın kendi yaşamının “kaptanı” oluşunu temsil eder. Rüzgârı (dış koşulları) değiştiremeyen insan, eylemini ve yönünü değiştirebilir. Yani bilge kişi, kaderiyle savaşmaz; ona uyum sağlayarak yön bulur.

Bu şiir Simonides döneminde henüz Stoacılık kurulmamış olsa da, onun öncülü sayılabilecek bir kozmik uyum fikrini taşır.Epiktetos’un ünlü sözüne neredeyse bire bir denk düşer:
“Olanları değil, onlara verdiğin tepkini yönet.”

Rüzgâr–deniz–yön üçlüsü, insanın iç denetimi ile dış kader arasındaki sınırın şiirsel bir temsili gibidir.
Bu epigram bugün okunduğunda hâlâ taze bir öğüt gibi: Modern insan da “rüzgârı suçlayarak” yaşar; koşulları, sistemi, şansı. Oysa Simonides’in sesi binlerce yıldan bize seslenir;
“Kendini suçla, denizi değil.”

Simonides, M.Ö. 556’da Keos adasında doğan ve yaklaşık M.Ö. 468 civarında Sicilya’da hayatını kaybeden antik çağın bilge şairlerinden biri.

Yaşamı boyunca yakın dünyanın dört bir yanını dolaşan şair, gezdiği yerlere hem kahramanlık destanlarının yankısını taşıdı hem de insanın kırılganlığı ve zamanın geçiciliği üzerine sessiz bir bilgelik inşa etti.

Onun dizelerinde savaşın görkemi kadar, ölümlülüğün bilinci, geçiciliğin ağırlığı ve insan ruhunun inceliği de bulunur.

Antik kaynaklar (özellikle Plutarkhos ve Cicero), onun hafıza (mnēmē) gücünün olağanüstü olduğunu yazarlar. Bir ziyafette çöken binadaki konukları oturdukları yerlerden hatırlayarak kurtardığı söylenir. “Simonides etkisi” denilen ve günümüzde “hafıza sarayı tekniği” olarak bilinen yöntem de adını ondan alır. Bu da onun unutulmaz bir zihinsel disipline sahip olduğunu gösterir.

Şiirinde sade ama derin bir dil kullanması, taşlara kazınacak kadar kalıcı ve ruhlara dokunacak kadar canlı öğretiler bırakmasını sağlamış. Yaşamı, şiirle tarihin, insanla tanrının ince çizgisinde yürüyen bir dengeyi temsil eder ve dizelerinde yüzyıllar boyunca yankılanan bilgelik, bugün bile modern insanın kalbinde kendi yönünü bulma çağrısı yapar;

Rüzgârı değil, yelkenini ayarla.

Bulgaristan.. Sınırın Ötesinde 2. BölümDeliorman Bölgesi
05/10/2025

Bulgaristan.. Sınırın Ötesinde 2. Bölüm
Deliorman Bölgesi

Bulgaristan Gezisi, Bulgaristan Gezilecek Yerler, Bulgaristan Deliorman Bölgesi, Şumnu, Şumen, Razgrad, Rusçuk, Nurten Remzi

25/07/2025

Bulgaristan Gezilecek Yerler, Bulgaristan Gezisi, Süzebolu, Sozopol, Burgas, Nesebar, Nesebar Kültürel Miras, Varna

Olympos Antik Kenti Antimakhos Lahdi.Antimakhos bu lahdi kendisi, iki eşi, çocukları ve torunları için yaptırmıştır. Kab...
03/09/2024

Olympos Antik Kenti Antimakhos Lahdi.
Antimakhos bu lahdi kendisi, iki eşi, çocukları ve torunları için yaptırmıştır. Kabartmalı lahdin ön cephesine ve dar yüzlerine köşe plasterleri işlenmiştir. Olympos örneğinde Anadolu üretimi sütunlu lahitlerden farklı bir tasarım vardır. Plaster başlıkları ya düz bırakılmış ya da içlerine rozet motifi yerleştirilmiştir. Plasterler, Torre Nova Tipi olarak adlandırılan lahitlerde yaygındır.

Lahdin arka, uzun cephesi düzdür. Dar yüzlerden birinde pseudo kapı motifi vardır. Kapı dört eşit parçaya bölünmüş ve üst kısımdaki panellere rozet motifi, alt panellere kapı tokmağı motifi işlenmiştir. Plasterlerin alt kısmında, kantharos’tan sarmaşık biçiminde çıkan hayat ağacı motifi vardır.

Hayat ağacı Sümerlerde yaşam ve ölüm arasındaki değişmez döngünün sembolü olarak karşımıza çıkar. Ağaç eski toplumlarda ve günümüzde pek çok inancın kökenine kaynaklık etmektedir. Yunanlılarda tanrıların primitif heykelleri kutsal kabul ettikleri ağaçlardan yapılmıştır. Pek çok efsanede tanrılardan kaçan ölümlüler ağaca dönüşerek sonsuza kadar yaşamaya devam etmiştir. Ölüm ve yeniden hayata dönüşte ağacın önemli bir rol taşıdığı bilinmektedir. Örneğin, Galatlarda meşe, çam ve selvi ağaçları tanrıça Kybele’ye adanmıştır. Asurlularda ise tanrıça İştar’la bağlantılı olarak bereket ve doğurganlıkla ilgili bir sembol biçiminde kullanılmaktadır. Yunan ölü gömme ritüellerinde de mezarın üstündeki toprağa tohum ekildiği ve bu tohumların ölen kişiye güven verdiği inancı hakimdir.

Mezar sanatında kraterden çıkan hayat ağacı motifi pek çok uygarlıkta sevilen bir öğedir. Antimakhos ve ailesine ait lahitteki hayat ağacı motifi de ölümle bağlantılı sembollerden biri biçiminde işlenmiş olmalıdır. Plasterlerin arasında betimlenen kapı ise yeraltı dünyasına açılan sembolik pseudo kapı olup, Anadolu’da özellikle Roma Dönemi’nden itibaren yaygınlaşmıştır
M.S. 2. yy.’ın ortaları ile M.S. 2. yy.’ın son dörtlüğü arasıdır.

BLAUNDOS.. GÖKYÜZÜYLE KUCAKLAŞAN KENTBlaundos, Uşak ili sınırlarında, Ulubey ilçesine 10 km uzaklıkta bir antik kent. Dü...
28/12/2023

BLAUNDOS.. GÖKYÜZÜYLE KUCAKLAŞAN KENT
Blaundos, Uşak ili sınırlarında, Ulubey ilçesine 10 km uzaklıkta bir antik kent. Düzgün ve bakımlı yollarıyla Batı Anadolu'nun neredeyse kalbinde yer alan Blaundos'a her yerden ulaşım oldukça kolay. Uşak'ın sadece halısı ve tarhanasından ibaret olmadığını gösteren Blaundos Kenti, Ulubey Kanyonu'nun içlerine gerdanlık gibi uzanan kıymetli bir mücevher.

M.Ö 4. yüzyılda İskender'in Anadolu'yu fethiyle birlikte bölgeye gelen Makedon askerlerin yerleşmesiyle kurulan kentin geçmişinin elde edilen arkeolojik buluntular sayesinde tunç çağına kadar uzandığı tespit edilmiş. Kentteki epigrafik buluntular ve sikkeler üzerinde Blaundoslular'ın kendilerini ''Blaundeon Makedonan'' Makedonyalı Blaunduslar olarak tanımladıkları görülmüş.

Araçları otopark alanına bıraktıktan sonra; bir kahramana ait anıt mezar, tapınak ve kente su taşıyan bir kemerin izlenebildiği keyifli bir yoldan yürüyerek kentin ana giriş kapısına ulaşılıyor. Ana karaya sadece kuzey yönünde dar bir alanla bağlı olan kente iki tarafında kulelerle desteklenmiş sur duvarının ortasındaki tek kemerli giriş kapısından giriliyor. Kapıdan geçtiğiniz anda, dünyayı ardınızda bırakıp adeta farklı bir evrene adım atıyorsunuz. Gezenler için müthiş, kenti kazanlar içinse zorlu bir başlangıç bu kent kapısı. Zira bu kapıdan geçmek dışında kente giriş yapmak mümkün görünmüyor. Durum böyle olunca; küçük bir kepçe dışında, kentte asırlardır toprakla iç içe geçmiş ayağa kaldırılmayı bekleyen mimari elemanları kaldıracak büyük iş makinalarını kentin içine sokmak imkânsız gibi. Elbette yaşadığımız teknoloji çağında imkânsız diye bir şey yok; sadece maddi yetersizlikler var. Biraz kente yatırım yapılmasıyla bu sorunun aşılabileceği aşikâr.

Kent kapısından girince ziyaretçileri Ceres (Demeter) tapınağı karşılıyor. Tapınak, caddelerin birbirini dik açıyla kestiği ve eşit parseller üzerine binaların inşa edildiği Hippodamik plana(Izgara planı) göre kurulmuş olan kentin tam merkezine yerleştirilmiş. Ceres Tapınağı ve hemen önündeki sütunlu cadde üzerinde yoğunlaşan kazılardan izlenildiği kadarıyla, kentin görkemini ortaya koyan mimari elemanların büyük çoğunluğu korunmuş şekilde ve ayağa kaldırılmayı bekliyor.

Tapınağı geçip kentin uçurumla çevrili uç noktasına ulaştığınızda etkileyici bir tablo karşılıyor sizi. Kentin bir zamanlar büyük bir kamu binasına ait olan bir yapının duvar dolguları yıkılmış olsa da taşıyıcı taşlardan bir bölümü zamana meydan okuyarak birbirine tutunmuş ayakta kalmaya çalışıyor. Blaundos kentinin sembolü niteliğinde olan bu taşların görüntüsü, İngiltere'deki Stonehenge'i anımsatıyor.

Dünyanın en uzun kanyonlarından biri olan Ulubey Kanyonu'nun hemen kenarında konumlanan Blaundos, kanyonun derin kıvrımlarının arasında yükselen bir yarımada üzerinde kurulmuş. Hal böyle olunca kentin içinde kanyonun kenarında değil de derin uçurumlarla dünyadan koparılmış bağımsız bir kara parçası üzerindeymiş hissi uyandırıyor insanda. Kentin öylesine büyülü bir atmosferi var ki kent mi gökyüzüne yaklaşmış, yoksa gökyüzü mü kentin hemen üzerine inivermiş anlayamıyor, yerle gök arasında kısacık bir mesafede sıkışıp kalmış gibi bir duyguya kapılıp şaşırıyorsunuz. Bu his zaman ve mekân algısını bir süreliğine sekteye uğratıyor.

Kenti gezmeyi tamamladığımızda, tam gün batımına yakın ay ve güneş karşı karşıya geldi. Güneş gitmekte aheste, ay hâkimiyetini ilan etmekte acelede... Birisi doğuda yükselirken diğeri batıda bulutlarla cilveleşmekte... Gökyüzü yeryüzüyle kavuştu kavuşacak, iki eliyle uzansa insan; bir eli aya, diğeri güneşe değecek. Sadece selamlaştılar mı, yoksa bu vedalaşma anı bir görsel şölene mi dönüştü vakit darlığından göremeden kentten uzaklaşmak gerekti. Sırf bu anı sonuna kadar görebilmek için kente en kısa zamanda geri dönmeli... Bu şansı ben yakalayamadım ama Blaundos'a gidecek ziyaretçiler, günbatımını yakalamak için mutlaka vaktini ona göre ayarlamalılar.

Kültürel mirasa, arkeolojiye ve tarihe meraklı gezginlerin bir şekilde yollarını düşürmesi gereken bir kent Blaundos. Alışılmış antik kentlerin ötesinde, atmosferiyle çok farklı bir deneyim ve görsel ziyafet sunmak için sessizce ziyaretçilerini bekliyor.

Kentin eserlerini özverili çalışmalarıyla görünür kılan ve kenti daha iyi algılayarak gezmemizi sağlayan Uşak Üniversitesinden kazı başkanı Prof. Dr. Birol Can'a ve ekibine şükranlarımızı sunuyor, çalışmalarında omuz verenlerin ve destekleyenlerinin bol olmasını; toprağın altından çıkardıkları yapı elemanlarını kısa zamanda ayağa kaldırabilmelerini temenni ediyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar.






İsaura Antik Kenti (Zengibar Kalesi), Bozkır, KonyaAnadolu tarih boyu ''Ya istiklal, ya ölüm'' diyen halkların yurdudur....
23/10/2023

İsaura Antik Kenti (Zengibar Kalesi), Bozkır, Konya
Anadolu tarih boyu ''Ya istiklal, ya ölüm'' diyen halkların yurdudur...

Özgürlüklerine düşkün, savaşçı bir karaktere sahip olan İsaura'lıların, M.Ö 322 yılında İskender'in generallerinden Perdikkas'a karşı verdikleri mücadele ve özgürlüklerini kaybetmektense nasıl ölmeyi tercih ettikleri antik çağ tarihçilerinden Diodoros'un (M.Ö 90-M.Ö 30) kaleminden şöyle anlatılıyor;

“Ariarathes’i savaşta yenmiş olan Perdikkas ve Kral Philippos, onun satraplığını Eumenes’e teslim edip Kappadokia’dan ayrıldılar. Pisidia’ya vardıklarında hem Larandalıların hem de Isauralıların iki kentini (Laranda ve Isaura’yı) mahvetmeye karar verdiler. Aleksandros henüz hayattayken onlar (Larandalılar ve Isauralılar), komutan ve aynı zamanda satrap olarak atanmış olan Nikanor oğlu Balakros’u öldürdüler. Bunun üzerine Larandalıların kentini hücumla ele geçirdiler ve gençlerini boğazladılar, diğerlerini de köle yapıp (kenti) yerle bir ettiler. Isauralıların iyi tahkim edilmiş ve büyük, üstelik cesur adamların doldurduğu kentini ise iki gün boyunca aktif bir şekilde kuşattılar ama kendi askerlerinden pek çoğunu kaybedince geri çekildiler. Çünkü (Isaura) sakinleri kuşatmaya karşı ok ve başka teçhizat bakımından donanımlıydılar, hatta ruhlarındaki cesaretle tehlikeye karşı dimdik duruyorlardı; özgürlükleri için tereddütsüz canlarını veriyorlardı. Üçüncü günde, pek çoğu öldürüldüğünde, adam eksikliğinden dolayı surların korumaları da yetersiz kalınca kent için kahramanca ve anılmaya değer bir eylem gerçekleştirdiler. Kendilerine karşı intikamın kaçınılmaz olduğunu ve savunma için yeterince kuvvete sahip olmadıklarını gördüklerinde kenti teslim etmek ve kaderlerini düşmanlara bırakmak istemediler; aşağılamayla beraber intikam alınacağı görününce, geceleyin hep birlikte soylu bir ölüme doğru harekete geçtiler, çocuklarını, eşlerini ve anne-babalarını evlere kapatıp ateşe verdiler, yanarak ortak ölüm ve mezarı seçtiler. Alev birdenbire göklere çıkınca Isauralılar mallarını ve galip gelenlere ganimet sağlayabilecek her şeylerini ateşe attılar. Perdikkas’ın etrafındakiler olup bitene hayretler içinde kalarak güçlerini (kentin) çevresine konuşlandırdılar ve her yönden kente girmek için çabalıyorlardı. Yerli halk surlardan savunma yaparken Makedonlardan birçoğunu yere serdi, büyük şaşkınlık içinde olan Perdikkas ise bu adamların evlerini ve geriye kalan her şeylerini ateşe teslim edip surları böyle istekli savunmalarının nedenini anlamaya çalışıyordu. Nihayetinde Perdikkas ve Makedonlar kentten geri çekilince Isauralılar da kendilerini ateşin içine atarak evlerinde aileleriyle beraber gömüldüler. Gece geçtikten sonra Perdikkas da kenti yağmalamaları için askerlerine izin verdi. Onlar da ateşi söndürdüklerinde bol miktarda hem gümüş hem de altın buldular”.
(Diodoros, Bibliotheke Historike XVIII, 22.1-8)

Bilgi; Laranda günümüzde Karaman ilinin olduğu kenttir.

DÜZMECE YALVAÇ.. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TANIDIK BİR HİKAYELukianos (MS 120- 192) yaşadığımız coğrafyada doğup yetişen hiciv ...
10/12/2022

DÜZMECE YALVAÇ.. GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TANIDIK BİR HİKAYE
Lukianos (MS 120- 192) yaşadığımız coğrafyada doğup yetişen hiciv ve retorik ustası bir bilgin. Antik çağda Kommagene Krallığı olarak geçen Adıyaman-Malatya çevresinde günümüzde Adıyaman'ın ilçesi olan Samsat' da (Samosata) doğduğu için Samsatlı Lukianos (Lucianos) olarak anılmakta.

Ana dili Aramice (Süryanice) olan Lukianos'un eski Yunanca ile yazdığı seksen üç tane eseri günümüze ulaşmış. Ana dili dışında bir dilde verdiği eserlerinden yergi sanatındaki ustalığını anlamak mümkün; bir de ana diliyle yazsa idi nasıl yazardı insanın aklı almıyor kıvrak zekasını. Eserlerinde insanoğlunun iki yüzlülüğünü, alavere dalaverelerini, hırslarını, çıkarcılığını, sahtekarlıklarını çarpar yüzüne yüzüne sivri diliyle.

Polydeukes isimli birinin yer altına inip öbür dünyaya göçüp giden ünlü kişilerle yaptığı sohbetleri anlatan ''Öbür dünyada konuşmalar'' adlı kitabında filozof Diyojen'le (Diogenes) diyaloğunda Dyojen yukarıda didişip duran filozofları hicveder ve Filozof Menippos'a haber yollar.

Diyojen: Senden bir ricam var Polydeukes, yukarı çıkınca Menippos'u bir buluver. ''Diyojen seni çağırıyor'' dersin. Yeryüzünde olup bitenlere güldüğü yettiyse gelsin burada gülünecek şeyler daha çok. Ölümden sonra ne oluyor o dünyada sahiden bilen var mıdır? Burada benim gibi rahat rahat şüphe etmeden güler; gelsin de hele zenginleri, kralları, kurum satanları bir görsün. Öyle küçülüp düşüyorlar ki vaktiyle ne oldukları zor anlaşılıyor: Boyuna inlemeseler, kendilerini bırakıp iki de bir yeryüzünü anmasalar biri bile tanımayacak...

Zenginlere de şunu deyiver benim yerime ''Behey sersemler! Ne diye saklarsınız paranızı? Faiz hesaplayacağız, altın üzerine altın yığacağız diye didinmek niye? Yarın ahirete götüreceğiniz bir tek obolos(öbür dünyada yer altında akan ırmağın kayıkçısına vermek için ölülerin ağzına konan en küçük para, metelik) değil midir?.. Güzellere, kuvvetlilere söyle ''burada lepiska saç yoktur, gözün ne mavisi olur ne de karası; al al yanaklar da bulunmaz; öyle pazuydu, geniş omuzdu yoktur burada...Kalmaz kafaların hiç bir güzelliği...Fukaralara söyle yoksuluz diye inlemesinler, burada herkes birdir; yukarıdaki zenginler de düşer onlarla aynı hale''.

Abartılı olayların anlatıldığı seyahatnameleri yermek ve tiye almak için yazdığı, Ay'a yapılan bir yolculuğu anlattığı ''Gerçek Bir Hikaye'' adlı eseri ise tarihte bilim kurgu alanında yazılan ilk eser olarak kabul edilir.

Lukianos'un en çarpıcı eserlerinden biri ise ''Aleksandros ya da Düzmece Yalvaç'' isimli sahte bir peygamberin insanları kandırma yöntemlerini anlattığı kitabıdır. Bu kitapta anlatılan Aleksandros isimli sahtekarın, Lukianos'un uydurduğu bir hayal ürünü olduğu düşünülmüş başlangıçta. Fakat son yıllarda ele geçen arkeolojik buluntular anlatılan olayların gerçekliğini ortaya koyduğu için ibretlik bir yaşanmış hikaye çıkar karşımıza.

Lukianos'un anlattığı olay Kastamonu ve Çankırı çevresini kapsayan antik çağda Paphlagonia olarak anılan bölgede; tam olarak İnebolu'da (İonopolis, Abonuteikhos) geçer. Fakat etkisi başta başkenti İznik olan ve İzmit Körfezinden Bursa'ya kadar uzana Bitinya (Bithynia) bölgesi olmak üzere; Roma İmparatorluğunda geniş bir coğrafyaya yayılır.

Olayın kahramanı; İonopolis'de (İnebolu) doğup, çocukluk ve gençlik çağlarında Anadolu ve Trakya'da farklı kentlerde hekimlikten hokkabazlığa, yılan terbiyeciliğinden insan aldatmacılığına pek çok alanda çıraklık yapıp, doğduğu topraklara her türlü sahtekarlıkta usta olarak dönen Aleksandros isimli bir şarlatandır.

Lukianos'a göre Aleksandros'un yaptıkları Büyük İskender'in yaptıklarından geri kalmaz. İskender ne derece kahramanlık yaptıysa; bu düzmece yalvaç da bir o kadar iblislik yapmıştır.

Aslında keramet Düzmece Yalvacın becerisinden çok, sorgulamadan her şeye inanmaya hazır halktadır. Aleksandros'u başarıya götüren şey insan yaşamının korku ve umut tarafından yönetildiğini çok iyi anlamasıdır; gerisi çorap söküğü gibi gelir. Aleksandros'un tezgahladığı kaz yumurtasından yavru yılan çıkmasına, yavrunun bir gece içinde devasa bir yılana dönüşmesine, bu yılanın Glykon adıyla dünyaya yeniden döndüğüne ve ölüleri bile dirilten şifacı tanrı Asklepios olduğuna hiç sorgulamadan inanırlar.

Tanrı Asklepios'un Aleksandros aracılığıyla kendileriyle konuşacağına, kehanetleriyle insanlara yardımcı olacağına ikna olan halk akın akın Düzmece Yalvaç'a gelir. Dertlerini yazıp mühürleyip verdikleri dilek namelerine mührü hiç açılmadan içindekinin ne olduğunu okuyup cevap yazıldığını gören halkın inancı daha bir artar yılan Glykon'a ve sözcüsü sahtekara. Oysa mührü hiç kırmadan açıp tekrar kapatmanın türlü yollarını bilmektedir Aleksandros. Bu yöntemleri bir bir anlatır bize Lukianos.

Sadece sıradan halk değil yöneticiler, aristokratlar, devlet görevlileri de aşındırmaya başlar sahte peygamberin kapısını. Nice gizli dilekler, gönül işleri vs de vardır gelen talepler arasında.

Aleksandros ahlaksızlıkta sınır tanımayan acımasız bir şantajcıdır da aynı zamanda. Öğrendiği gizli kapaklı bilgilerle avucunun içine alıverir kendisine güvenip sırlarını ifşa edip derdine deva dileyenleri.
İnsanlardaki hastalıklar karşısında çaresizlik, kısa yoldan zengin olma, çaba göstermeden başarı kazanma hırsı gibi Düzmece Yalvaçların ekmeğine yağ sürecek etkenlerin yanına bir de cehalet eklenince Aleksandros'un ünü alır yürür tüm Anadoluyu ve hatta Roma'yı.

Sahte peygamberin etki edemediği tek kesim ünlü filozof Epikuros'un öğretilerini kendilerine yaşam felsefesi edinen Epikürcüler diye anılan gruptur. Epikürcü olarak bilinen yazarımız Lukianos da onlardan biridir.

Zaten tarih boyunca dünyayı aydınlatan, şarlatanlara prim vermeden olayları sorgulayan, cehaletin ivme kazandırdığı karanlığa doğru yuvarlanışlarda insanları gerçeğe ve doğruya çağıranlar bu düşünür kesim olmamış mıdır?

Lukianos Düzmece Yalvaç'ın insanlara yutturduğu mucizelerin hepsinin akılcı açıklamalarını bulur. Sahtekarlığını ortaya çıkarmak isterken; dini ve siyasi açıdan büyük bir güç kazanan Aleksandros tarafından öldürülmekten kıl payı kurtulur.

Lukianos'un hikayesini doğrulayan verilerden biri o döneme tarihlenen Glykon'un insan başlı yılan gövdeli olarak resmedildiği, üzerinde Glykon ve İonopolis adlarının yazılı olduğu paralardır. Bu paralar Düzmece Yalvaç'ın gerçekliği ve paralarda kendisine yer bulacak kadar etkili olduğunu ispatlar nitelikte.

Aleksandros kendisi için 150 yıl yaşayacağı ve yıldırım çarpması nedeniyle öleceği kehanetinde bulunur (mitolojiye göre Asklepios ölümsüzlüğün reçetesini bulunca Zeus'un yıldırımlarıyla ölmüştü) fakat 70 yaşında kangren olan ayağındaki yara nedeniyle ölür. Glykon'un insanlar üzerindeki etkisi ve yarattığı inanç uzun süre devam eder.

Lukianos'un dini istismar edenlerin ipliğini pazara çıkardığı din tüccarı bir sahte peygamberin şeytana pabucunu ters giydirecek yöntemlerini anlattığı ''Aleksandros ya da Düzmece Yalvaç'' kitabını okuyabilirsiniz. Ya da böyle bir iblisi tanımak için 1800 yıl geriye gitmeye ve okumaya ne hacet biz Aleksandros'dan alasını tanıyor, görüyor, şeytanlıklarını izliyoruz da diyebilirsiniz; takdir sizin...
Neriman DENİZ

Çatalhöyük'ü önemli kılan şeylerin başında Neolitik Dönem'in sanatı, mimarisi, kültürü, yaşamı gibi yönlerine ışık tutan...
21/11/2022

Çatalhöyük'ü önemli kılan şeylerin başında Neolitik Dönem'in sanatı, mimarisi, kültürü, yaşamı gibi yönlerine ışık tutan zengin buluntular vermesi geliyor. Ağaç işlemeciliği, madencilik, obsidyen işçiliği, dokuma, duvar resimleri ve kabartmaları, taş ve kil heykelcikler dönemin sanat yönüne ışık tutarken, evlerde gömülü olarak bulunan iskeletlerin incelenmesi ile beslenme, birlikte yaşam şartları, ölüm nedenleri gibi pek çok konu hakkında fikir edinilmesini sağlamış. Kullanılan malzemeler genelde pişmiş toprak, ağaç, taş ve obsidyenden yapılmış.

Buradaki zengin buluntular pek çok şeye ışık tutarken bazı önemli soruları da beraberinde getirmiş haliyle. Sınıfsız, yöneticisiz, savaşsız ve kavgasız barış içinde yaşayan bir toplum muydular? Evlerin sakinleri günümüzde tanımlanan ''aile'' kavramına uygun kişilerden mi oluşmaktaydı? Tapınak yapıları, dini inanışları var mıydı? Neden yaşam birden bire yok oldu ve terkedildi gibi...

Çatalhöyük,neolitik kent,ilk yerleşik kent,neolitik dönemin metropolü,mülkiyet mühürleri,çatalhöyük evleri,dünyanın ilk haritası,çatalhöyük buğday

Address

Delphi
33054

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Arkeorehber posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Arkeorehber:

Share