Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri

Call

Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri Uzm. Dr. Hasan Basri İZGİ/Psikiyatri

Doktor Bilgileri
Adı - Soyadı :
Hasan Basri İzgi
Mezun Olduğu Okul / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fak. / 1997
Uzman Olduğu Klinik / Yıl :
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD / 2005
Yabancı Dil :
İngilizce

Deneyimi 2014-Halen Muayenehane, Psikiyatri uzmanı

Tıbbi İlgi Alanları
Biyolojik psikiyatri, Affektif bozukluklar, Psikofarmakoloji, Kronik yorgunluk sendromu

Mesleki Üyelikler
- Türk Psikiyatri Derneği
- İstanbul Tabipler Birliği

Hem fakültenin hem de genel cerrahi bölümünün duayen hocasıydı. Yaşına göre çok hayat dolu idi. Tip*k bir cerrahtı da ta...
19/10/2026

Hem fakültenin hem de genel cerrahi bölümünün duayen hocasıydı. Yaşına göre çok hayat dolu idi. Tip*k bir cerrahtı da tam bir beyefendi olmakla beraber argo espriler yapar ve bizleri gülmekten kırıp geçirirdi. Dersini dinlemek ayrıcalıktı ki babacan tarzıyla beraber cevval bir otorite figürüydü. Dersleri sabah ilk saatte olurdu ve günün birincil uyarısını yapardı: “çocuklar imza atmayı sorun etmeyin ve geç kaldık diye evden apar topar çıkmayın da buraya sıçmadan gelmeyin zira bağırsak tembelliği olur da ömür boyu çekersiniz”. Biz bu söze güler geçerdik de pek dikkate almazdık. Mamafih gençliğin etkisiyle önemsemesek de hakikat şuydu: sabah erken saatlerde bağırsakların peristaltizm denilen spontan hareketliliği oluyordu ve o anda yapılan defekasyon denilen büyük abdest yapma sağlıklı bağırsak sahibi olmak için gerekliydi. Ertelendiği takdirde yıllar içinde tembellik oluşuyor ve sağlık sorunlarına neden oluyordu. Yaşam bu kaide üstüne kurulu ki her ne yapılacak ise vaktinde yapmalı. Öğrencilik yıllarında geleceğe yönelik bilgileri depolamalı ve kendini eğitmeli. Gençlikte çalışmalı, kendini bilmeli, dünyayı tanımalı ve sosyalleşmeli. Çocuklar ufakken tadını çıkarmalı ve vakit geçirmeli. Sağlıklı iken kendini korumalı ve vazifelerinin hakkını vermeli. Akıl başta iken akil insanların yolundan gitmeli. Üstadın dediği gibi yatay değil de dikeyken maneviyatı yaşamalı. Ne zaman ki bağırsak tembelliği gibi yaşlılık gelir, çocukların büyümesi gibi ömür akıp gider, hastalıklar hâsıl olur, akıl yitirilir ve ölüm vuku bulur işte o zaman fazla söze hacet kalmaz da “vah vah” çekilir.

Şimdi gözlerinizi kapatınız ve hayal ediniz! Size sorulan sorulara verdiğiniz tüm cevaplar hatalı olsun: “içinde bulundu...
16/10/2026

Şimdi gözlerinizi kapatınız ve hayal ediniz! Size sorulan sorulara verdiğiniz tüm cevaplar hatalı olsun: “içinde bulunduğum yıl; 1999, ay: nisan, mevsim: yaz, bulunduğum ülke: Trabzon, şehir: bilemedim, yanımdaki bu adam tanımadığım biri halbuki evladı”. Zamana, yere ve kişiye oryantasyonunuz yani yöneliminiz bozulduğunda neler olur bilir misiniz? Bunama gibi organik beyin hastalıklarında oryantasyon bozulur. Bellek kusuru ön plana geçer. Artık yıllarca var olan beklentiniz gerçekleşir: “şu beynimdekiler bir siliniverse ne güzel olur. Korkularım, evhamım, takıntılarım, beni mutsuz eden hatıralarım ve zihnimi yoran dertlerim bitiverir”. Evet bunların hiçbiri kalmaz. Son öğrendiğiniz bilgiler önce ve ilk öğrendikleriniz sonra yok olur gider. Geri kalan ömrünüzde sorumluluk alamazsınız da dış dünyadan kopuk yaşarsınız ve her güne hiçbir şeyden haberiniz olmadan uyanırsınız. Ne güzel değil mi! Hukuken, dinen ve sosyal yönden tüm mesuliyetleriniz biter. Mevcut malvarlığınız üzerinde tasarrufta bulunamadığınız için mahkeme kararı ile vesayet altına alınırsınız ve vasinizin yani kanuni temsilcinizin gözetimine mecbur kalırsınız. İnsanın ömür kronometresi durduğunda tüm hesapları, planları ve hayalleri bir anda sonlanır da kendini musallada bulur. Bundan daha dramatik olanı ise ölmeden işleyen kronometrenin anlamını yitirmesi ve zamanın, mekanların, tanıdığı kişilerin, bildiklerinin ve sorumluluklarının değer ifade etmemesidir. Hazır musallada yatmazken ve işlevsellik gösteren nöronlarınız sayesinde beyniniz çalışırken düşünmeden şikâyet ettiklerinizi ve kötülüğünüze olan beklentilerinizi ki korku, evham, takıntı, mutsuz eden hatıra ve zihni yoran dert gibi “yok olsun” dediklerinizi bir kenara bırakınız da sahip olduklarınızın hakkını veriniz.

Şimdi nasıl mı? “Benim” deme lüksümün olmadığına inanıyorum. Yaşamımda baki olan ve kaybetme riskimin bulunmadığı hiçbir...
14/10/2026

Şimdi nasıl mı? “Benim” deme lüksümün olmadığına inanıyorum. Yaşamımda baki olan ve kaybetme riskimin bulunmadığı hiçbir dünyevi unsur yok. Gençliğim ve sağlığım peyderpey beni terk etti. Organlarım işlevselliğini yitiriyor. Çocuklarım büyüdükçe anlıyorum ki kendi rüzgârlarında savrulup gidiyorlar. Sevgili eşimin “ölümüme kadar başımda durma” konusunda bana garanti vermesi söz konusu olamıyor. Mal, mülk, şan, şeref ve makam ise sabun köpüğü gibi yok olup kaybolabiliyor. O halde yıllarca “benim” olduğunu zannettiğim tüm bu unsurlar için bundan sonra nasıl “benim” diyebilirim? Hakikaten görüyorum ki toprağa dönen herkes yanına ancak beyaz kefenini alabiliyor. O bile ona yar olmuyor da çürüyüp toprak oluyor. Bu durumda böbürlenmeye ve kasılmaya ne gerek var? Hazır özel bir zaman dilimindeyiz. “Benim” dediğimiz ama aslında emanetçisi olduğumuz variyetlere dört elle sarılmayalım da ihtiyaç sahiplerine verelim ve yüklerinden kurtulalım. Yaşarken yapalım verme eylemini. Kabre girdikten sonra çocuklarımıza eziyetimiz kalmasın ki onlarda “anne ve babamızın hayrı” diye çabalamasınlar. Daha da kötüsü; emanetimizde olup da vaktiyle vermediğimiz dünyalıklar nedeniyle kara bulut gibi üstlerine çöken miras kavgalarıyla birbirlerini üzmesinler.

Sonuç mu? Yedi yaşında başlayan koşturmacada ne ara yetmiş yaşa geldim? Bilemedim. Kırk dört yıllık hekim de oldum. Evli...
09/10/2026

Sonuç mu? Yedi yaşında başlayan koşturmacada ne ara yetmiş yaşa geldim? Bilemedim. Kırk dört yıllık hekim de oldum. Evli ve üç çocuklu da oldum. Gayri yokuş çıkmıyorum ve bildiğiniz rampa aşağı bodoslama gidiyorum. Ne zaman hafta sonu geldi veya ay bitti ya da yıl geçti bilemiyorum. Çocukluk, ergenlik, öğrencilik, doktorluk, evlilik, babalık, bir ömürlük yaşam ve bedenim geldi ve geçti ki herbiri fani dünyanın yalanlarıymış. Şuraya emanetçi geldim de sahibi olamadığım her emanet benden geldi ve geçti. Hiçbiri dönüp arkasına bir daha bakmadı. Hasılı her şey bir arayışla başladı. Ergenliğimde sadece ben olmak vardı. Beni bulmamla dost olmam ve kendime dur diyebilmem için ömrümden kırk yıl geçti. Ötekine ulaşmak için benden geçtim. Sevgiliye vuslatın yolu ötekinin iki dudağı arasındaydı. Ne zaman ki öteki ben oldu ve ben öteki ile hemhal oldum da prangamdan kurtuldum. Yine de gün sayıyorum ki Sevgiliye vuslat günü gelecek. Öğrenci iken çulsuzdum da baba eline bakmak ve aldığım bursu ölçülü kullanmak zorundaydım. Hiç zorlandım mı? Elbette. Ama hiçbir zaman aklıma kazınması gereken olumsuz bir hatıram olmadı. Mutlu ve huzurluydum da ev arkadaşlarımla el ele verip zorlukları hep aştık. Psikiyatri asistanlığı dönemimde de borç harç içinde yaşadım. Dört kişilik aileme karşı sorumluluklarımı yerine getirirken hesap kitap içinde boğulmadım mı? Elbette. Ama hem eşime hem de iki küçük evladıma haram lokma yedirmediğime inandım. Hayallerim ve ideallerim yaşama heyecanım ile birlikteydi de eşim ile kafa kafaya verip engelleri hep geçtik.

Ne güzellik ne de sportif ve gösterişli vücudum kaldı ki görüntümden kendim kaçar oldum zira kilolar aldı başını gitti. ...
07/10/2026

Ne güzellik ne de sportif ve gösterişli vücudum kaldı ki görüntümden kendim kaçar oldum zira kilolar aldı başını gitti. Benim gibi taze tıp öğrencilerine hocalarımızın dediği gerçeklik vuku buldu: “siz yolun başındasınız ve her biriniz profesör kıvamındasınız. Gelecekte bizlerin yaş ve pozisyonuna geldiğinizde bir halt olmadığınızı anlayacaksınız”. Evet, bugün anladım ki bir hayal alemi olan dünya araç değil de amaç olarak görüldüğünde ve yolun sonuna yaklaşıldığında “bir halt olmadığı” anlaşılıyor da hayallerin yerini hakikatle yüzleşmek alıyor. Ne oldum değil ne olacağım demeli! Çocuktum ki hemen büyümek istedim zira abi olmalıydım. “Ne zaman büyüyüp okula başlayacağım?” dedim de okul öncesi çocukluğum geldi ve geçti. Ergendim ki acilen lise bitmeli ve üniversiteli özgür bir birey olmalıydım. “Artık sözü dinlenen bir genç olmalıyım” dedim de ergenliğim geldi ve geçti. Üniversitenin ilk aylarıydı ki önümdeki altı yılı aşıp beyaz önlüğün içinde doktor olmalıydım. “Bu okul hayatı ve imtihanlar bitmez” dedim de öğrenciliğim geldi ve geçti. Mezuniyet dönemiydi ki vazife alıp ekonomik özgürlüğüme kavuşmalıydım ve sevdiğimle yuva kurmalıydım. Sağlık ocağında hekimdim ki en kısa zamanda tıpta uzmanlık sınavını kazanmalıydım. Uzmanlı eğitimim başladı ki beş yılı hızlıca geçip diplomamı almalıydım. Mesleğimde yükselmeliydim ki çok çalışmalıydım ve insanlarıma faydalı olmalıydım. “Doktorluğu yapabilecek miyim?” dedim de meslekte yıllar geldi ve geçti. Evlendim ve çocuklarım doğdu ki sağlıklı bir şekilde büyümelerini arzuladım. “Evlenip baba olabilir miyim?” dedim de eşim ve çocuklarım yanımdan geldi ve geçti. “Daha gencim, ömrüm bitmez” dedim de yetmiş yıl göz göre göre geldi ve geçti. “Bedenim benimdir” dedim de yılların yıkımı ile beden sağlığım geldi ve geçti. “Nasıl olsa hazırlanırım” dedim de ömür kronometresi hızla geldi ve geçti.

İlk göreve başladığım ve mahrumiyet ile tanıştığım dönemde hayalim tıpta uzmanlık sınavını kazanmaktı. Eksi derecelerin ...
04/10/2026

İlk göreve başladığım ve mahrumiyet ile tanıştığım dönemde hayalim tıpta uzmanlık sınavını kazanmaktı. Eksi derecelerin dışarıda p*k yaptığı gecelerde sobayla kısmen ısıtabildiğimiz odanın bir köşesinde eşimin de sıkıştırması ile ders çalıştım. Zor günlerdi. Aşkımın ilk meyvesini göğsüme yatırdım. Dünyalar güzeliydi de öpmeye doyamadığım kızımdı ve kuzumdu. Sevdamın semeresi olan kanımdan kan ve canımdan candı. Hayalimde kızımın büyüdüğünü görmek ve hayırlı bir insan olarak yetişkinliğine ulaşmasına şahitlik yapmak vardı. Psikiyatri ile yolumun kesiştiği süreçten sonra “ilmine sahip ve ilminin hakkını veren bir hekim” olmaktı hayalim. Asistanlık yıllarında zorlandığım da oldu veya çağlayan gibi coştuğumda. Yılmadım ve genelde zora talip oldum. O yıllarda doğumhanenin kapısında ikinci kez bekledim. Yuvama yeni bir can katıldı da bizi bizden aldı. Oğlumun bebekliği zor geçti ki hastalıklarla boğuşuldu. Hayalimde onun kendine yeten bir babayiğit olduğunu görmek hep oldu. Profesyonel meslek yaşamımda hem basamaklar çıkmak ve şehri İstanbul’da kendime yer bulmak hem de kul hakkını almadan çevreme faydalı olmak ve aileme yetebilmek hayallerimle hedeflerimde boy gösterdiler. Benim hayallerim vardı! Aklım erdiğinden beri ve bugünüme kadar hep hayallerimle beslendim. Sonrası mı? Çocukluktan yetişkinliğe kadar epey yol aldım. Doktor oldum. Mesleğimde bazı aşamaları geçtim ve bazıları da ukde olarak kaldı. Sevdiğim kadınla hem evlendim ve yuva kurdum hem de birlikte yaş aldık ve bir yastıkta kocadık. Kızım ve oğlum boyumu geçtiler ve her ikisi de “eyvallahı yok” düzeyinde rüştünü ispat ettiler.

Çocuktum. Tek derdim büyümekti ki çevreme rüştümü ispat edebilecektim. Ergenlikle tanıştığımda sivilceler başıma bela ol...
01/10/2026

Çocuktum. Tek derdim büyümekti ki çevreme rüştümü ispat edebilecektim. Ergenlikle tanıştığımda sivilceler başıma bela oldu zira güzel bir yüze sahip olmalıydım. Üniversite sınavı gelip çattığında hayalim baba mesleği olan öğretmenlikti ki öğrencilerime bilgimi aktaracaktım ve onların idolü olacaktım. Sınav açıklandığında ailemin hayali gerçekleşti ve gelecekte doktor olup hastalarıma şifada vesile olacaktım. Lisenin devamı gibi olan birinci sınıfın bitimi ve ikinci sınıf dersleri ile tıp eğitimine merhaba dedim. Anatomi laboratuvarında ilk kez beyaz önlükle arzı endam ettim ve genzimi yakan formaldehite rağmen kadavraları bir profesör edasıyla inceledim. Hayalime ilk adımdı ki o gün kampüste ben ve benim gibi pek çok yeni yetme doktor namzedi ortalıkta gezdiler. Günlük spor yapıyordum ve yurtta fırsat buldukça mekik ya da şınav çekiyordum. Sportif ve gösterişli olmalıydım. Yüzümdeki her kıla ve tüye özel ihtimam gösteriyordum. Giyimim, duruşum, ayakkabılarımın boyası ve renklerin uyumu her detay önemliydi. Âşık oldum. Mektuplar yazdım da satırların arasında kayboldum. Duyguların içinde yok oldum. Sevgilimin sesini duymam, kaçamak buluşmalarımız ve gelen mektubunu sayısız kere okumam hazzın kaynağıydı. Hayalim tüm yaşanılan zorluklara göğüs gererek aşkıma kavuşmaktı, yuva kurmaktı ve onunla bir yastıkta kocamaktı.

En kıymetli hazinelerimizden birisidir zaman. Lakin kimimiz zaman ile dost oluruz kimimiz ise düşman. Zamanın hakkını ve...
28/09/2026

En kıymetli hazinelerimizden birisidir zaman. Lakin kimimiz zaman ile dost oluruz kimimiz ise düşman. Zamanın hakkını veren ve iyi yöneten her daim yol alır ve huzur bulur. Gecenin dinlendiren, yüzleştiren ve kapsayıcı olan derin sessizliğini bilmeyen sabahın ürperten, huzur veren ve dinçleştiren dinginliğini ne bilecek? Seherin kuş sesleri eşliğinde can veren serin esintisini bilmeyen öğlenin bereketli dinamizmini ne bilecek? İkindinin muhasebeye hüzünlü çağrısını bilmeyen akşamın tez canlılığını ne bilecek? Sonbaharın dinlenmeye sevk eden tükenişini bilmeyen ilkbaharın uyanışını ve çılgınlığını ne bilecek? Kışın ölümü bilmeyen yazın dirilişi ne bilecek? Anın kıymetini bilmeyen saatin hızla ilerlemesini ne bilecek? Günü yaşamayı bilmeyen ayın zenginliğini ne bilecek? Yılın tümünü tefekkür etmeyi bilmeyen ömrün hesabını ne bilecek? Ya zamana biz patronluk yapacağız ya da zaman bizi bizden alacak.

“Otuz beş yaşından sonra zaman akıp gidiyor da çocuklar ne zaman büyüdü ve okulu bitirdi fark edemedim” demişti benden o...
25/09/2026

“Otuz beş yaşından sonra zaman akıp gidiyor da çocuklar ne zaman büyüdü ve okulu bitirdi fark edemedim” demişti benden on yaş büyük dostum. Bu söz söylendiğinde ben otuz dört yaşındaydım ve üniversitedeki görevim nedeniyle yoğun bir koşturmacanın içindeydim. Anaokulu öğrencisi olan oğlum uyanmadan sabahın köründe evden çıkıyordum ve o uyuduktan saatler sonra eve geliyordum. Maalesef o dönem hafızamda yeterince yer etmedi ve bugün itibariyle oğlumun çocukluk sürecini hatırlama şansını kaçırdım. En önemli varlıklarımızdan biri olan zamanı kullanma konusunda uçlardayız. Üretken olduğumuz ve çalışma hayatımızın aktif olduğu yıllarda zamana karşı yarışıyoruz. Mesai saatleri, verilen randevular ve kurulan alarmlar olmadan yaşayamaz hale geliyoruz. Biyolojik saatimiz belirleyici olmuyor da ne zaman yemek yiyeceğimize veya ne zaman yatıp uyuyacağımıza, eğleneceğimize ve sosyalleşeceğimize bize dayatılan zaman aralıkları karar veriyor. Zamanın kullanımında patronluk yapamadığımızdan dolayı da pek çok hayat olayını fark edemeden yaşıyoruz ve ömrümüzün en güzel dönemini geçiriyoruz. Ömrümüzün “delikanlılık” döneminde ise sanki “sayılı zaman” kavramı yokmuş gibi davranıyoruz ve zamanımızı hor kullanıyoruz. Boşa geçen vaktin anlamını kavrayamadığımız gibi “bir an evvel büyüyüp adam olmak” istiyoruz. Son demlere yaklaşırken ise zaman karşısında acı acı gülümsüyoruz ve “hayat boşmuş da geldi ve geçti” diyoruz. Artık mesainin, kolumuzdaki saatin ve aldığımız notların değeri kalmıyor. Bazen bu zaman bitişine isyan ediyoruz ve bazen de kabullenme ile “şu zaman geçmiyor, ah o eski günlerim” diye hüzünleniyoruz. Hangi evrede olursak olalım her birinde zamanımızı iyi değerlendirelim ve uçlarda kullanmaktan kaçınalım. Zamanımızın patronu olabilelim ki yarın muhasebesi yapıldığında hesabını verebilelim.

Major depresyon hastasının hem yarını yok ki gelecek planı, hayali ve hedefi kayıp hem de bugün anlamsız ve düne takılıp...
21/09/2026

Major depresyon hastasının hem yarını yok ki gelecek planı, hayali ve hedefi kayıp hem de bugün anlamsız ve düne takılıp kalma olabilir ki zaman durmuş. Bunama hastasında zaman anlamını yitirmiş de bugün yok ve dün dilde ki var olan eski bilgileri kullanmakta. Kaygı bozukluğu hastası geçmişi yad etmekte iken bugünü ıskalamakta ve geleceğe odaklanma söz konusu. Manik atak geçiren hastada sadece bugünü oldukça hızlı yaşamak var ne dünü ne de yarını düşünme yok. Şizofrende dün, bugün ve yarın yani kesitlerin tümü kaotik bir biçimde birbirine karışmış ve anlamını yitirmiş. Alkol ve madde bağımlısı günü kurtarma derdinde de yarını çalınmış ve dünden ders çıkarmak ne mümkün! Takıntı hastası zamanı hoyratça harcanmakta ki dün, bugün ve yarın bir kısır döngüde heba olmakta. Geleceğe takılıp kalma! Anksiyete ile başın derde girebilir. Geçmişe takılıp kalma! Depresyon hayatını karartabilir. Anın hakkını ver de neşeli ol ve genç kal.

Address

Bağdat Caddesi No: 465 Seda Apt. D: 8 Suadiye/Kadıköy/
Ataşehir Istanbul

Opening Hours

Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00

Telephone

+902163737733

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Uzm. Dr. Hasan Basri İzgi/Psikiyatri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share