23/07/2026
Yeşilçam'ın Avrupai Yüzü, Ankara'nın Terzi Kızı: Suna Aslında Kim? 👇👇
"Biz Onu Hep Köşklerde Sandık"
Şimdi düşününce insanın içine oturuyor. Biz onu yıllarca İstanbul yalılarının sarmal merdivenlerinden inen o sarışın, Avrupai, ulaşılmaz kız sandık.
Kolejliydi, zengindi, hiç dert görmemiş gibiydi. Oysa hayat, filmlerin çok uzağında, Ankara’da başlamıştı.
Gerçek adı Suna’ydı.
Daha yedi yaşındayken anne babası ayrılmış, Kızılay’daki Sarar İlkokulu’na o sessiz mahcubiyetle gidip gelmiş bir çocuktu.
Annesi Habibe Hanım, evladını okutabilmek için iğneyle kuyu kazan bir Ankara terzisiydi. O Avrupai asalet dediğimiz şey saraydan değil, bir terzi annenin emeğine duyulan saygıdan geliyordu.
Yani biz onu sadece perdede gördük. Perde kapandığında o hep kendi köşesinde, kendi sessizliğindeydi.
Kansere yakalandığında bile o asaletinden bir milim sapmadı. Ses telleri zarar gördü, o meşhur kadife sesi kısıldı. Hastane odasında hortumla beslenirken bile yanına gelenlere "Sizi de yoruyorum" dercesine gözleriyle teşekkür etti. Acısını hiç bağırmadı, hiç kimseye yük olmadı.
Ve Mart 2025 geldiğinde…
Günümüzün o gürültülü, şatafatlı, herkesin birbirine gösteriş yaptığı zamanlarına inat, inanılmaz bir şey vasiyet etti. Devlet töreni istemedi. Kameralar, flaşlar, alkışlar istemedi.
"Beni sessiz sedasız uğurlayın" dedi.
Oğlu ve eşi, onun bu son isteğini harfiyen yerine getirdiler. Türkiye'nin en büyük yıldızı, Aşiyan Mezarlığı'nda sadece ailesinin katıldığı, sessiz, gürültüsüz, kibar bir vedayla toprağa verildi. Mezarının üzerini ise en sevdiği beyaz papatyalarla süslediler.
Bazı insanlar vardır, zirvedeyken bile gölgede kalmayı bilirler.
Bu kadar gürültülü bir dünyada, böylesine sessiz ve asil bir veda... Sizce de şimdiki zamanlara verilmiş en büyük ders değil mi? 🌼