Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz

Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz Aile ve Çift Danışmanlığı:
İletişim sorunları, kişiler arası geçimsizlik, anlaşmazlıklarda çözüm desteği.

19/12/2021

Başka Bir Bakış Açısı Mümkün!

İnsan her zaman hayalleri olan ve bu hayalleri gerçekleştirmek için çabalayan bir varlıktır, ya da mutlaka hayalleri olması gereken bir varlık olmalıdır demek daha doğru belki de. Günümüz koşullarında hayal kurmak o kadar zor ki bazen başlangıç noktasını unutabiliyoruz. Neydi hayat amacımız, ne için çabalıyorduk, neye ulaşmaya çalışıyorduk?

Umutlarımız, Gelecek Beklentilerimiz

Umutları olmalı insanın, gelecek beklentileri, ulaşmak için emek harcayacağı hedefleri. Bunları yapabilmek için ise güvende ve ait hissedeceği bir topluma, geleceğini görebileceği bir istikrara ihtiyaç duyar. Son dönemdeki koşullar ve yaşadıklarımız insanın doğasını zorlayıcı boyutlara ulaştı. Belirsizlik ve bilinmezlik içinde bir hayat, çalışılmasına rağmen yeterli gelir elde edilememesi ve bunların sonucunda ortaya çıkan 'yetersizlik duygusu'. Yetişkinler günü nasıl kurtaracaklarını, çocuklarına nasıl bir gelecek bırakacaklarını bilemezken, gençler ciddi bir umutsuzluk ve gelecek kaygısı yaşıyorlar. Hayal ettikleri dünyanın şu an yaşadıkları dünyayla bir alakası olmadığı aşikar. Belki de hayal etmeyi bırakacaklar böyle giderse..

Hayal etmekten, umut etmekten vazgeçilebilir mi ?

Her şeye rağmen, belirsizliğe, zor koşullara rağmen hayal etmekten vazgeçilmemeli! Vazgeçersek çabalamayız çünkü, çabalamazsak da çıkış yolu bulamayız. Her birimiz tek bir kişiyiz belki bir insan ne yapabilir diye düşünebiliriz ama her birimiz birleşir bireysel değil toplumsal düşünürsek, toplumsal hareket edersek bir çıkış yolu yaratabiliriz. Belki geminin kaptanı biz değiliz, çaresiz hissetmemizin sebebi de budur. Ama toplumsal birliktelik ve irade olmadan ilerleme veya krizden çıkış da olmaz.

Kaygı Verici Dönem

İçinde bulunduğumuz dönem ve koşullar zor ve kaygı verici olabilir. Umut ışığı çok zayıf da görülebilir ama bu toplum veya bu dünya böyle kriz ortamlarını çok gördü. Savaşlar, kıtlıklar, doğal afetler, ekonomik krizler yaşadık ve geçti. Bu dönem de geçecek ve ihtiyacımız olan istikrara bir şekilde kavuşacağız. Sadece yapmamız gereken bireysel olarak kendimizi mümkün olduğunca güvenceye almak ve eğer elimizden geleni yaptıysak kaygımızı yükseltmeden bu sürecin geçmesini beklemektir. Toplumsal olarak da yapmamız gereken sadece kendi gemimizi kurtarmaya çalışmak değil, birlik olmak ve toplumun her kesimi için elimizden geleni yapmaktır.
Tüketim Çılgınlığına Son Vermek
Bu dönem belki de modern dünyanın yarattığı tüketim çılgınlığının sonunu getirir ve minimal bir yaşamın da mutluluk vereceğini bize gösterir. Umut ve hayal etmek koşullara yakından bağlantılı olsa da esas kaynak sizin kendi içinizdeki gücünüz ve iradenizdedir. İnanç, umut, sabır ve zamana ihtiyacımız var sadece. Başka bir toplum ve dünya ancak kendi içimizdeki umut ve bakış açısıyla mümkün.

27/11/2021

Hayal kurmayı ne zaman unuttuk?

Günümüz dünyasında sürekli felaket senaryolarıyla karşılaşıyoruz. Hastalıklar, doğal afetler, kazalar, ekonomik krizler. Modern insan sürekli farklı sorunlara çözüm bulmak için çırpınıyor. O kadar çok sorunla karşılaşıyoruz ki yaşadığımız güzel şeyleri ve küçük mutlulukları bile farkedemeyebiliyoruz.

Hayal eden insan

İnsan çok komplike bir yapıya sahiptir. Duygu durumu olaylara göre değişkenlik gösterdiğinden dengede kalmakta zorlanabilir. Gerçekliklerle o kadar çok mücadele etmeye alıştık ki hayal kurmayı unutuverdik. Oysa bir insanı diğer canlılardan farklı kılan hayal edebilmesi ve düşünebilmesi değil miydi? Dünya ve teknoloji bu kadar geliştiyse bu hayal eden ve çabalayan insanlardan dolayı olmuştu.

Değişen dünya

O kadar çok gelişti ki insanlık, gerçeklikler yerini sanal gerçekliğe, mutluluklar yerini beğeni sayısına bıraktı. Sohbet yerleri artık aile masaları değil sanal alemler oldu. Peki biz bu durumdan ne kadar memnunuz? Gerçekten bu yeni dünyada mutlumuyuz? Yoksa mutlu olmayı bile unuttuk mu?
Sorgulanması gereken şey, evet teknoloji büyük oranda hayatımızı kolaylaştırdı. Ama farkettirmeden de küçük mutluluklarımızı elimizden aldı.
Beklentisi düşük olan insan daha mutludur. Küçük bir çay sohbetinden bile keyif alır. Evinde geçirdiği huzurlu ortamın değerinin farkındadır. Oysa beklentileri yükselttiğimizde daha büyük başarılar, daha entelektüel sohbetler, daha büyük evler arayışına girilir. Çünkü günümüz dünyası bir tüketim canavarıdır. Sürekli tüketmeli ve hep elindekinden daha fazlasını istemelidir. Yetinmeyi unutmuş, hep daha fazlasını arzulayan insanlar yaratmaya çalışıyor bu sistem. Oysa insan doğasında ait hissetmek ve istikrar önemli ihtiyaçlar olarak karşımıza çıkar. Ve bu ihtiyaçlar da elimizdekilerin değeri anlaşıldığında giderilebilir.

Feda ettiklerimiz

Gelişmek, ilerlemek değişmek güzeldir ancak gelişirken neleri feda ettiğimiz de önemlidir. Günümüzü geçirirken mutlu muyuz?Yaşadığımız 'an'larımızdan keyif alıyor muyuz? Gün geçerken hiç gülümsedik mi? Başka bir insanın hayatına hiç dokunabildik mi? Hayatımızda bunlar yoksa gerçekten yaşadık diyebilir miyiz? Eğer yaşarken hissetmiyorsak bir robottan farksız olmaz mıyız?

Biz nerdeyiz?

Hayat geçiyor, dünya değişiyor peki biz bu değişen dünyanın neresinde yer alıyoruz. İstediğimiz bir yerde ve istediğimiz kişilerle istediğimiz hayatı gerçekten hissederek yaşayabiliyor muyuz? Bunu gerçekten yapabiliyorsak ne mutlu bize, gerçekten yaşıyoruz demektir. Ama eğer bir yarış atı gibi sadece dört nala koşarak etrafımızdaki hiçbir şeyin farkında olmadan yaşıyorsak, durup bir etrafımıza bakmalı ve kim olduğumuzu ve ne istediğimizi düşünmeliyiz. Unutmayın tek bir hayatımız var ve o da geçiyor!

22/08/2021

‘An’da nasıl kalınır ?

Günlerden pazar, herkes için güzel bir gün. Çoğu insan için tatil günü. Sevdiğiniz insanlarla güzel vakit geçirme günü. Peki ne kadarımız gerçekten kaliteli ve güzel vakit geçiriyor? Zorlanıyoruz değil mi? Neden? Çünkü gerçekten güzel vakit nasıl geçirilir bilmiyoruz. Hiç öğrenmemişiz ki! Hiç öğretmemişler ki! Hep bir şeyler yaparken başka bir şeyler yapmayı daha öğrettiler bize. Boşa vakit geçirmemeliydik. Her anımızı değerlendirmeliydik. Sadece tek bir şeye odaklanmak öğretilmedi bize.

Riske girmemek
Hep bir şeyi yaparken sonrasını da düşünmek öğretildi. Hem riske girmeyi sevmedik hem de zaman kazanmak için iki şeyi birlikte düşünmeyi öğrendik. Oysa zihin tek bir şeye odaklandığında çok daha büyük bir başarı bekliyor bizi. Bir yerde bir arkadaşımızla kahve içerken zihnimizde ne yemek yapacağımız geçerken bulunduğumuz anın tadını nasıl çıkarabiliriz ki? Başka bir anı beklerken bulunduğumuz yerde nasıl olabiliriz ki!

Mış gibi yaşamak
Bedensel olarak orda olsak da zihinsel olarak başka yerlerde olmak hem zorlayıcı hem de gereksizdir. Bulunmadığımız bir anı planlayamadığımız gibi bulunduğumuz anın da anlamını kaybederiz. İçtiğimiz kahvenin, yediğimiz yemeğin tadı, duyduğumuz müziğin tınısı, gördüğümüz denizin güzelliği. Bunların hepsi gerçekten ordaysak anlamlı. ‘Mış’ gibi yapmak ve hep ‘mış’ gibi yaşamak bizi mutsuzluğa ve tatminsizliğe götürür.

Bitmeyen beklentiler
Sonra da neden mutsuz olduğumuzu sorgularız. Hep bir beklenti içine gireriz. Çünkü yerine oturmayan eksik bir şeyler vardır. Birçok insan hayatındaki eksikleri bulmaya çalışarak hayatını geçirir. Oysa sorgulanması gereken çoğu zaman bakış açımız, yaşam şeklimiz ve seçimlerimizdir. Mutluluk elbette ki görecelidir ve sürekli değildir ancak sürekli beklenti içinde olan ve seçtiği hayatın sorumluluğunu alamayan birey eksiklik duygusundan kurtulamaz.
Çoğu zaman koşullarımız değişmez. Belki de değiştirmekte istemiyoruzdur. Nasılsa bu koşulları yaratmak için çalışmışızdır bir ömür. Ama eğer mutsuzsak veya sürekli bir eksiklik hissediyorsak koşullardan çok bakış açımıza bakmalıyız. Farķına varmamız gereken gereksiz beklentilerimiz ve aslında değerini bilmediğimiz çok güzel ‘an'larımız olabilir. Yapmamız gereken tek şey ise sürekli başka şeyler düşünmeyi bırakıp sadece olduğumuz anların tam olarak tadını çıkarmaktır. Ya sonra mı? Sonrası da o an gelince yaşanacak.

23/04/2021

Eski Aradığımız Rutinler

“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Şems-i Tebrizi

Her gün yeni bir güne başlarken bizi neyin beklediğini bilmeden uyanıyoruz. Bir sene öncesine baktığımızda birçok insan için her gün ki rutinimizi yaşamak çoğu zaman şikayet ettiğimiz bir durumdu. Oysa bu günlerde eski rutinlerimizi ve eski hayatımızı arar olduk.

Sevdiklerimize sarılmayı, arkadaşlarımızla zaman geçirmeyi, bir şeylere dikkat etmeden özgürce hareket etmeyi, işimize rahatça gitmeyi özler olduk. Daha önce hiç öneminin farkında olmadığımız birçok şey günlük rutinimize yerleşti. Başka ülkeleri ziyarete gittiğimiz zaman karşılaştığımız maskeli insanlara şaşkınlıkla bakarken 'maskeler' en elzem ihtiyacımız haline geldi. Arkadaşlarımızı her gördüğümüzde sarılmayı bıraktık. Kokusunu unuttuğumuz limon kolonyası artık yanımızdan ayrılmayan dostumuz haline geldi.
Hal böyle olunca değişimi hiç bitmeyen insanlık için, korona virüsü keskin değişimleri beraberinde getirdi. İnsan değişime adaptasyonu çok yüksek bir canlı olduğu için çok da korkmaya gerek yok aslında.

Değişim ne kadar keskin olursa olsun alışabiliriz yeter ki alışmak isteyelim.
Bizi zorlayan aslında alışkanlıklarımız ve dirençtir. Yani bırakmak istemediklerimiz. İnsan bildiklerini ve alışkanlık haline getirdiği şeyleri arıyor. Bilmediklerinden ise korkuyor. Oysa çoğu zaman alışkanlık haline gelen rutinlerimiz değil midir şikayet ettiklerimiz? Hem şikayet ederiz hem de yapmaya devam ederiz. Çünkü şikayet ettiğimiz şeyleri değişebilmek cesaret ister. Cesaret edebilmemiz için ise itekleyici bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç çoğu zaman bizim dışımızda gelişen bir koşul veya bir kişidir. Ya koşullardan dolayı hayatımızı değişmek zorunda kalmışızdır ya da bizim dışımızda bir kişi bizim istemediğimiz bir karar vermiştir ve bu karar bizim hayatımızı da etkiliyordur. Böyle durumlarda değişime direnmek yerine yeni durumu hayatımıza nasıl daha kolay adapte edebileceğimize bakabilmeliyiz çünkü kabullenmek aslında değişimin yarısını başardığımız anlamına gelir.

Bu günlerdeki hayatımızı değiştiren şey bir virüs olabilir. Yarınlarımızın bize ne getireceğini de bilmiyoruz. Hayatımızın her döneminde bizi değişime götürecek koşullar mutlaka oluşacaktır. Bu koşullar bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir hatta şu anki durum gibi evrensel bir sorun da olabilir. Yapmamız gereken yeni koşulların bize sağladığı, bize uygun olan davranışları hayatımıza katıp hayatımıza devap etmek ve eski rutinlere takılıp kalmamaktır. Bir şeyler değişmişse bunun sebepleri vardır ve bilmeliyiz ki yeni rutinleri yine oluşturabiliriz yeter ki isteyelim!

17/03/2021

Sosyolog Ayça Kurnaz ile toplumuzundaki çevre algısını ve pandemi sürecinin buna etkilerini konuştuk. Kurnaz, ‘‘Kapitalist sistem ve günlük hayat mücadelesi o kadar çok insanları meşgul ediyor ki doğada zaman geçirme veya doğaya saygı gösterme çok da gündemimizde değil’’...

05/03/2021

İlişkiler ve İletişim Problemleri

“En büyük iletişim problemimiz;
anlamak için dinlemiyoruz, cevap vermek için dinliyoruz.”
Anonim

İlişkiler karmaşık bir yapıya sahiptir. Bunun sebebi birçok etkenin iç içe geçmiş olması ve duyguların durumdan duruma, koşuldan koşula ve zamandan zamana değişiyor olmasından kaynaklanır. Aynı kişi bir olaya verdiği bir tepkiyi başka bir koşulda, benzer bir olay olsa bile farklı bir tepki olarak verebilir. İnsan anlaşılması ve tahmin edilmesi zor bir varlıktır. Bundan dolayı da ilişkilerde, çiftlerin partnerlerini iyi tanımaları, hassas noktalarını bilmeleri çok önemlidir. Eğer partnerler birbirlerini iyi tanımazlarsa yanlış yorumlamalar çok fazla ortaya çıkabilir.

Yanlış Yorumlamalar

Evde kalmak zorunda olduğumuz bu günlerde belirsizliğin fazla olmasından dolayı kaygı düzeyleri de normalden yüksek seyretmektedir. Açılmalar başlasa da normal rutinimize dönmeye çalışsakta çoğunluk mümkün olduğunca evde kalmaya çalışıyor, kendi bireysel korumasını yapmaya çalışıyor. Tamamen kapalı olduğumuz günlerde, çiftler arasında en çok karşılaştığımız sorun, çok fazla aynı ortamda zaman geçirdikleri ve birbirlerini sağlıklı şekilde dinlemedikleri için ortaya çıkan yanlış anlamalardır. Bireyler aynı ailede yetişseler bile birbirlerinden çok farklı karakterlere ve davranışlara sahip olabilirler. Kardeşler arasındaki çatışmalar o yüzden gündemimize çok gelir. Bu noktadan hareketle aynı evde büyüyen ve benzer bir aile kültüründe yetişen insanlar birbirinden farklı olabiliyor ve birbirini yanlış anlayabiliyorsa demek ki partnerlerin birbirlerini yanlış anlamaları veya yanlış yorumlamaları çok normaldir.

Etkin Dinleme

Peki bu yanlış yorumlamaları nasıl azaltabiliriz? Aslında cevap çok basit; etkin dinleyerek. Dinlemek çok basit bir eylem, herkesin yaptığı ve yapabildiği bir eylem olarak görünüyor. Ama acaba ne kadar etkin dinliyoruz. Sadece kelimeleri mi duyuyoruz yoksa kelimelerin arkasındaki anlamları da fark edebiliyor muyuz? Farklı düşünebiliriz, farklı hissedebiliriz bu sorun değildir, ancak karşımızdaki insanın da bizim gibi düşünüp , bizim gibi hissettiğini varsayarsak, işte o zaman büyük bir yanılgıya düşeriz. Bu yanılgıdan da bizi ancak etkin dinleme çıkarabilir.
En büyük ve farkında olmadığımız sorunumuz maalesef ‘anlamak için değil cevap verebilmek için dinlememizdir’ ki bu dinleme bizi çoğu zaman çok da güzel bir noktaya götürmez. Cevap vermek için dinliyorsak işte o zaman çatışma çok yakınımızda demektir. Uzun süre evde kaldığımız bu dönemde eğer farkında olmadan bunu yaptıysak çok sorun yaşamış olabiliriz.

Karşılıklı Empati

Eğer karşıdaki kişiyi anlamak istiyorsak, o kişinin gerçekten ne dediğine ve nasıl dediğine çok dikkat etmeliyiz. Eğer biz anlaşılmak istiyorsak ve anlaşılmamak bizi sıkıntıya sokabilecek bir durum ise, aynı şeyin karşı taraf içinde sıkıntı verici olabileceğini göz ardı etmemeliyiz. Unutulmamalıdır ki, sonuçtan çok niyete odaklanırsak, düşüncelerden çok duyguların farkına varırsak, karşılıklı empati kurabilirsek çözülemeyecek sorun yoktur. Yeter ki sorunları çözmek için istek, niyet ve emek olsun!

26/02/2021

Evde Kapalı Kalmak...

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”
Herakleitos

İnsanlık çok farklı bir dönemde. Alışılmışın dışında bir dünya var karşımızda bir süredir. Son sürat yukarılara tırmanmaya çalışan insana, ‘doğa’ dur artık sinyali gönderdi. ‘Her istediğini yapamazsın, her istediğini yiyemezsin, ben senin için varım beni yok sayamazsın, saymamalısın’ sinyaliydi alttan alta verilen. Sürekli dışarıda koşuşturmaya alışmış insanlık bir süredir eski dönemlerdeki gibi evine döndü. Herkes evde zaman geçirmeye, evde yaratmayı öğrenmeye başladı. Yarışı bırakıp dinginleşmeye, kendi içimize dönmeyi öğrenmeye başladık. Zamanı yettirememekten şikayet ederken artık bol zamandan şikayet etmeye başladık. Buradan da şu sonuç çıkıyor ki her koşulda insanlık şikayet edebilecek bir şeyler bulabiliyor. Her şeyin fazlası ise ciddi şekilde hayatımızın dengesini bozabiliyor.

İsteklere Dikkat!

İnsan ne istediğine çok dikkat etmeli. “Hiçbir şey yapmak zorunda olmak istemiyorum” dediğimiz zamanlar mutlaka olmuştur, şu an tam da böyle bir dönem yaşıyoruz. Birçoğumuz hiçbir şey yapmak zorunda değil ama bu durum tahminimizden çok daha az keyifliymiş meğerse. İnsan değişimlere kolay adapte olma özelliğine sahip bir canlı. Bu özelliği onu diğer birçok canlıdan ayıran özelliği. Değişim zordur ve insan da değişime elinden geldiğince direnç gösterir. Ama bazen bazı değişimler kaçınılmazdır zor olsa da onları kabullenmek gerekir.

Planların Değişmesi

Alışılmışın dışına çıkmak çoğu insanı zorlar, gerer ve kaygı yaratır. Özellikle de bu dönemin ne kadar süreceği belirsiz ise. Belirsizlik ve bilinmezlik plan yapmayı, düzenlemeyi engellediği için insanın elindeki yol haritası kaybolmuştur. Spontanelik öğrenilmesi ve yeri geldiğinde kullanılması gereken bir özellik iken planlı insanların çok zorlandığı bir durumdur. Planlı insanlar, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmelidir, aksi takdirde çok zorlanırlar. Ama bazen hayat bu spontaneliği gerektiriyor. Herkesin dersi zorlandığı alanlardan geliyor ne yazık ki.

Beklemediğimiz Sürprizler

Hayat bazen bizler için beklemediğimiz sürprizler hazırlar. Çoğu zaman hazırlıksızızdır, bu sürprizin bizim için iyi mi kötü mü olduğunu kestiremeyiz ama bu durumu mümkün olduğunca en pozitif noktaya çekmek aslında bizim elimizdedir. Biz kendi hayatımızı elimizden geldiğince düzenleyebiliriz. Eğer koşullar bizim değiştiremeyeceğimiz boyutlardaysa, o zaman da bu durumdan maksimum faydayı sağlamaya çalışmalıyız.

Öğrenmemiz Gerekenler

Evdeysek ve çıkmamalıysak o zaman hep ertelediğimiz işlerimizi yapalım, yazalım, üretelim, hem kendimize hem doğaya fayda sağlayacak ürünler yetiştirelim. Yenilenelim, dinlenelim ve doğaya geri dönmeye hazır olalım. Birçok insan bu vesileyle günlük rutin ve belkide sıkıcı buldukları hayatlarının ne kadar değerli olduğunu farketmiş durumda. Elbette bu durum geçecek ve alıştığımız hayatımıza geri döneceğiz ama önemli olan daha duyarlı olmayı, daha farkında olmayı ve doğayı dinlemeyi öğrenmemiz gerektiğidir. Unutmayalım ki, bu dünyada sadece insanlar yok, doğadaki diğer canlılara değer vermedikçe ileride karşımıza çok daha büyük sorunlarda çıkabilir.

19/02/2021

Yine, Yeni , Yeniden...
Yaklaşık bir senedir yazı yazmadığımı farkettim. Bunu farkettiğim andan itibaren zihnimde bir başlık canlandı ‘yine, yeni, yeniden’. Günlerce bu başlık zihnimi kurcaladı. Zihnimin konuşmasından kurtulamayacağımı anladığımda elime kalemi aldım.
Çok özlemişim kalemin kağıdın üzerinde kayışını, amaçsızca sözcüklerin dökülüşünü, yazmanın verdiği rahatlığı ve keyfi. O kadar çok özlemişim ki bir daha bu kadar ara vermemeye karar verdim. Bir kere yazmaya başladıysanız ve yazma terapisinin hayatınıza kattığı anlamı farkettiyseniz, hayatınız bir daha eskisi gibi olmaz ve sizde bir daha eski siz olamazsınız. Ve eğer yazmazsanız hep eksik bir şey varmış gibi hissederek yaşarsınız.
İnsanın hayatında yapmaktan keyif aldığı, uzak kaldığı zaman özlediği hobileri olmalı. Olmalı ki hayatın ne kadar özel ve anlamlı olduğunu farketsin. Uzun zamandan sonra akan bu cümleler umarım bir merhaba olur. Ve umarım bundan sonra daha sık ve hep birlikte farklı konularda hayatı sorgulayıp hayatımıza yeni anlamlar katarız. Yeni bakış açıları kazanarak hayatla, toplumla ve her şeyle ilgili yazmaya devam ederiz. Yazmayan bilmez, insan yazdıkça rahatlıyor, rahatladıkça ilerliyor ve gelişiyor. Geliştikçe de daha güzel ve daha özel bir ‘ben’e sahip oluyoruz.
Hiç beklediğimiz, hayal bile edemediğimiz, normallerin ötesinde bilmediğimiz bir dönem yaşıyoruz. Hayatın ne kadar ezber bozan ve tahmin edilemez olduğunun bir göstergesi olarak karşımıza çıktı korona süreci. Madem ki rutinlerimiz bozulmak zorunda kaldı, kendimize kendi içimize dönecek ve bizi rahatlatacak yeni aktiviteler bulalım.
Unutmayın insan her türlü değişime ayak uydurabilme yeteneğine sahip çok özel bir varlık. Değişim kaçınılmazsa ona direnmek bizi sadece zorlar, oysa adaptasyon ve yeni bakış açıları bizi bambaşka kapılara götürür. Yeni kapıları görmekten korkmayın, kim bilir bu süreç bize daha nasıl dersler öğretecek. Ben tekrar yazmaya başladım peki yaz siz?

10/05/2020

Anne Olmak

Küçücük eller, kocaman bir yürekle dünyaya geliyor her bebek. Daha doğmadan güvende hissetmeyi, sevilmeyi öğreniyor bebek annesi aracılığıyla. Mutsuz olmayı, sinirli olmayı bile hak olarak görmüyor anneler kendilerinde. Bebekleri üzülmesin, gerilmesin diye hep iyi olmaya çalışıyor bütün anne adayları, dünyanın yükü üzerlerinde olsa bile. Fedakarlık, annelikle özdeşleşen bir kelime. Her anne bir bireyi yetiştirmenin sorumluluğunu alıyor anne olarak. Anne, koşulsuz sevgi ve anlayış demek, kendinden önce başkasını düşünmek demek, yeni bir bireyi var etmek demek.
Anılarımız var küçüklükten kalan, ilk adımlarımız, ilk düşüşümüz, ilk kelimemiz, okula gittiğimiz ilk gün, bunların hepsinin şahitleri anneler. Bir toplumun inşasını üstleniyor anneler. Yetiştirdikleri her birey geleceğin temsilcisi oluyor. Bebekleri büyürken uykusuz geceler yaşarken anneler, çocuk büyüdükçe gelecek kaygısı, korkuyla evde genci bekleyen geceler giriyor annelerin hayatlarına. Bir anne için çocuğu hiç büyümüyor, üçünde duyduğu kaygı, otuzunda da aynı derecede sürüyor. Yirmisinde de aç olup olmadığı sorulabilir anne tarafından, yere basma denilebiliyor şakayla karışık. Gençler annelerin kaygısını ve ilgisini pek anlayamaz ta ki anne veya baba olana kadar. İşte o zaman bütün taşlar yerine oturur ve döngü yeni bir ailenin oluşmasıyla devam eder.
Bugüne kadar acı, tatlı çok şey yaşadık. Yaşadığımız her zorlukta, her düşüşümüzde arkamızla bulduk annelerimizi. Her zorluk, her acı daha katlanılır oldu annemiz sayesinde. Yalnız olmadığımızı, sevildiğimizi, değerli olduğumuzu hissettirdi annelerimiz bize. Kimi zaman bize kızsalar da hep sevdiklerini bildik, hep yanımızda olduklarını hissettik ne kadar uzakta olursak olalım.
Kaçımız değerini biliyoruz bu sevginin acaba, kaçımız gösteriyoruz annelerimize sevgimizi. Sadece ‘Anneler Günü’nde mi geliyor annelerimiz aklımıza. Kaç kere annenize onu sevdiğinizi söylediniz, kaç kere hiç sebep yokken sarıldınız? Eğer cevabınız çok azsa yapmaya başlayın. Sevgiyi göstermek öğretilmedi bize, bildik ama göstermediler, bildiler ama göstermedik. Oysa sevdiğini söylemenin ve göstermenin değeri çok başka, bunu yaşamadan anlamak da imkansız. Zaman kaybetmeden annenize, onu sevdiğinizi dile getirin, onlarla zaman geçirin, kahve içip sohbet etmeyi ihmal etmeyin. Sevginizi göstermek sadece anneler gününe özel bir şey olmasın. Her gün onlarla özel, sevgileri sonsuz, sevginizi onlarla paylaşın ki artsın. Kendi çocuğunuza da sevmeyi ve sevgisini göstermeyi öğretin çünkü sevgi paylaşıldıkça güzel. Başta kendi anneme ve bütün annelere bize gösterdikleri koşulsuz sevgi ve destek için teşekkürler. Sevginizi gösterebildiğiniz yeni bir sayfa dilerim. Bütün annelerin anneler günü kutlu olsun.

Unutmayin sağlıklı iletisim kurmak bütün sorunları çözer..
04/05/2020

Unutmayin sağlıklı iletisim kurmak bütün sorunları çözer..

'Ne kadar bilirsen bil; söylediklerin  karşındakinin anladığı kadardır.” Mevlana İnsanlar arası ilişkiler birçok farklı boyutta değişkenlik gösterir. Kimi zaman kendimizi ifade edebilirken,  zaman zaman anlaşılmadığımızı...

Address

Lefkosa

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz:

Share