21/09/2026
2700 yılda gerçekten ne kadar değiştik?
The Odyssey’de aklımda en çok kalan sahneler, binlerce yıl öncesinden gelen bazı meselelerin bugünün iş dünyasında hâlâ ne kadar tanıdık olduğunu düşündürenlerdi sanırım.
Belirsizlik, güç, kibir, sabır, dikkat dağıtan cazibeler, kuşak çatışması, görünmeyen emek ve rotayı kaybetmeme çabası…
Bugün gemilerimiz yok tabii ama organizasyonların yolculuğu çok da farklı değil gibi.
Belirsizlikte yol alabilmek halâ liderliğin en zor taraflarından biri. Bilgi eksikken yön tayin etmek, gerektiğinde rota değiştirmek ama ilk zorlukta dümeni çevirmemek..
Bir de başarının getirebildiği “Biz bu işi biliyoruz” rahatlığı var. Geçmişte işe yarayan deneyim, değişen koşullarda en büyük kör noktamıza dönüşebiliyor.
Lotus çiçekleri ise muazzam bir metafor. Havalı ofisler, unvanlar, yan haklar, ödüller… Hiçbiri kötü değil. Ama gerçek problemleri görünmez kılıp insanlara neden o yolculukta olduklarını unutturuyorsa, konfor ilerlemenin yerine geçebiliyor.
Ve Sirenler… Yapay zekâ, yeni teknolojiler, trendler, rakipler, yeni pazarlar, yatırım fırsatları… Hepsine kulak tıkamak mümkün değil ancak dümeni her sese çevirmek de strateji değil.
Bir de daha az görünür olanlar var: Şirket dışarıda büyürken içeriyi kim ayakta tutuyor? Kültürü, ilişkileri, güveni ve kurumsal hafızayı koruyan görünmeyen liderlik, organizasyonun dayanıklılığında sandığımızdan daha önemli olabilir.
Ve yeni kuşak… Onlardan geleceği kurmalarını beklerken bazen bizim çözemediğimiz geçmişi de devrediyoruz: eski sistemleri, kişilere bağımlı süreçleri, ertelenmiş kararları ve “biz hep böyle yaptık” kültürünü.
Belki gerçek kuşak geçişi; neyi koruyacağına, neyi dönüştüreceğine ve neyi artık taşımayacağına karar verebilmek.
2700 yılda gemiler değişti. Teknoloji, pazarlar ve çalışma biçimlerimiz değişti. Ama insanın güçle, başarıyla, korkuyla, belirsizlikle ve değişimle ilişkisi o kadar da değişmemiş olabilir.
İnsanlığın çok eski meseleleri bugün yalnızca yeni kostümler giyiyor. Soru ise aynı : “Değişirken rotayı kaybetmemek mümkün mü?”
Not: Yaş aldıkça daha da “olmuş” bir Matt Damon’u ve güzeller güzeli Charlize Theron’u izlemek de bonuslardan biriydi :)