16/10/2020
Âşık olduğumuzda yaşam renkleniyor. Sınırlamalarımız ve katılıklarımız eriyor, kendimizi daha akıllı, eğlenceli, seksi ve heyecan verici hissediyoruz. O olmadan yaşayamayacağımızı düşünüyoruz. Artık bütün ve kendimiz gibi hissediyoruz. Sonunda her şey düzelmiş gibi görünüyor. Çünkü o kişinin özellikleri bizi tamamlıyor. Ruh ikizi, elmanın iki yarısı gibi deyişler aslında bunu ifade ediyor.
Evlenme veya birlikte yaşama süreci ile birlikte işler de kötü gitmeye başlıyor. Partnerlerimizin, eşlerimizin sandığımız kişiler olmadığını, tahammül edemeyeceğimiz özellikleri olduğunu görüyoruz. Eski yaralar kanıyor ve eşlerimizin bizi söz verdiği gibi sevip bakamayacağını görüyoruz. Bu süreçte isteklerimizin olması için taktik değiştiriyoruz ve eşimizi eski sevecen haline döndürmek için öfke, ağlama, uzaklaşma, aşağılama, utandırma, suçlama… Artık ne işe yararsa onu yapmaya başlıyoruz. Sevgi, zaman, ev işleri, hediyeler için pazarlık eden ve başarımızı kar-zarar hesabı ile ölçen insanlar haline geliyoruz. Bu güç mücadelesi yıllarca sürebiliyor.
Öyleyse nasıl çözeceğiz? Burada bilinçli evlilik fikri devreye giriyor. Bu nedenle çiftlerin evlenmeden önce evlilik konusunda uzman bir terapiste başvurarak neden o kişiye çekim duyduklarını ve beklentilerini profesyonel ve tarafsız bir bakış açısı ile değerlendirmeleri onların daha gerçekçi beklentilerle güç mücadelesi dönemini daha sağlıklı atlatmalarını sağlayacaktır. Ne yazık ki çiftler evlilik öncesinde terapiye sadece bir sorun olduğunda başvuruyor. Doğru olan, evliliğin nasıl bir kurum olduğunu, neden birbirleri için uygun partnerler olduklarını ve hangi koşullarda uyumlu bir beraberlik sürdürebileceklerini öğrenerek “belki de yaşamlarındaki en önemli” bu adımı atmaları olacaktır.