20/08/2026
Partneriniz size sık sık “Bana kızgın mısın?”, “Bir şey olmayacak değil mi?”, “Beni hala seviyor musun?” gibi sorular soruyor mu? Siz de doğal olarak onu rahatlatmak için “Hayır, hiçbir sorun yok”, “Merak etme, ilişkimiz iyi” ya da “Seni hala aynı şekilde seviyorum” diyebilirsiniz.
Ve evet, bu cevaplar çoğu zaman işe yarar. Partneriniz o an rahatlar. Fakat bazen tam da burada fark edilmesi gereken bir döngü oluşabilir.
Kişi zamanla şunu öğrenmeye başlayabilir:
**“Rahatlayabilmem için partnerimden emin olmam gerekiyor.”**
Böyle olduğunda küçük belirsizlikler bile daha zor hale gelebilir. Mesaja biraz geç cevap vermeniz, ses tonunuzun değişmesi ya da normalden daha sessiz olmanız bile “Bir şey mi oldu?”, “Benden uzaklaşıyor mu?” gibi düşünceleri tetikleyebilir.
2024 yılında yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan 112 yetişkinle yapılan bir çalışmada da partnerlerin kaygıya uyum sağlayan davranışlarının yaygın olduğu görülüyor. Bunların önemli örneklerinden biri, tekrar tekrar güvence vermek.
Buradaki mesele partnerinizi hiç rahatlatmamak değil. Sevdiğimiz biri kaygılandığında yanında olmak, destek vermek ve güven hissettirmek elbette ilişkinin bir parçası.
Ancak her kaygı yükseldiğinde **yüzde yüz kesinlik sağlamaya çalışmak**, farkında olmadan kişinin belirsizlikle baş etme becerisini zorlaştırabilir.
Örneğin partneriniz beşinci kez “Bana kızgın mısın?” diye sorduğunda yalnızca tekrar “Hayır, kesinlikle kızgın değilim” demek yerine:
**“Şu an benden ve ilişkimizden emin olmaya çalıştığını fark ediyorum. Kaygılandığını da görüyorum ve yanındayım. Ama sence bu emin olma ihtiyacı ilişkimizde sık tekrar eden bir şey mi?”**
diye konuşmayı deneyebilirsiniz.
Çünkü amaç kaygıyı küçümsemek değil; **kaygının her istediğinde ona yeni bir kesinlik üretmeden de sevdiğiniz kişinin yanında kalabilmek.**
Bazen ilişkide güven, her soruya kesin cevap verebilmekten değil; belirsizlik varken de birbirinin yanında kalabilmekten geçer.