Psikolog Barış Gürkaş

Psikolog Barış Gürkaş www.barisgurkas.com
Terapi ve psikolojik danışmanlık
için randevu alabilirsiniz.
0850 840 3575
530 926 6976

Dinlenmek her zaman rahatlamak anlamına gelmiyor.Bazen hiçbir acil işiniz olmasa bile oturduğunuz anda zihniniz yapılaca...
26/08/2026

Dinlenmek her zaman rahatlamak anlamına gelmiyor.

Bazen hiçbir acil işiniz olmasa bile oturduğunuz anda zihniniz yapılacaklara, yarım kalanlara ya da başkalarının ne kadar ilerlediğine takılabiliyor. Bir süre sonra dinlenmek, ihtiyaçtan çok “boşa geçen zaman” gibi hissettirebiliyor.

Özellikle özdeğer uzun süre üretkenlikle ilişkilendirildiyse, durmak suçluluk yaratabiliyor. Zihin, dinlenirken bile “Şu an daha faydalı bir şey yapabilirdim” diye hesap tutmaya başlayabiliyor.

Oysa araştırmalar, boş zamanı verimsizlik olarak görmenin dinlenmeden alınan keyfi azaltabildiğini gösteriyor.

Belki de burada sorulması gereken soru “Nasıl daha iyi dinlenebilirim?” değil:

**“Dinlenirken neden kendimi suçlu hissediyorum?”**

Çünkü bazen ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla dinlenmekten önce, **dinlenmeye izin verebilmek.**

25/08/2026

Zihin bazen ağzına kadar dolmuş bir çekmeceye benzeyebilir.

Bir düşünceyi bastırırsın, başka bir yerden yeniden çıkar. “Bunu düşünmemeliyim” dedikçe zihnin o düşünceyle daha fazla uğraşmaya başlayabilir.

Böyle anlarda amaç zihni zorla susturmak değil, içinden geçenlere biraz alan açmak olabilir.

Bunun için yalnızca **10 dakikalık bir yazma pratiği** deneyebilirsin.

Kalem ve kağıdı al. Cümlelerinin düzgün, anlamlı ya da çözüm odaklı olması gerekmiyor. Sadece yaz.

Şu üç soruyla başlayabilirsin:

• Şu anda zihnimden neler geçiyor?
• Bedenimde neler hissediyorum?
• Beni şu anda en çok zorlayan şey ne?

Burada amaç olumlu düşünmek ya da hemen bir çözüm bulmak değil. Zihninde dolaşan şeyi görünür hale getirmek.

Bazen ne taşıdığını fark etmek, onu hemen ortadan kaldırmaya çalışmaktan daha iyi bir başlangıç olabilir.

Senin için farklı yazma pratiklerini bir araya getirdiğim kısa bir doküman da hazırladım.

**Dokümanı almak için yorumlara “İYİ HİSSET” yazman yeterli.**

Yaz bazen yalnızca dinlenmek için değil, **hayatın hızını biraz değiştirmek için de iyi bir fırsat.**Bir kitabın birkaç ...
21/08/2026

Yaz bazen yalnızca dinlenmek için değil, **hayatın hızını biraz değiştirmek için de iyi bir fırsat.**

Bir kitabın birkaç sayfasında durmak, telefonu biraz daha geç eline almak, yürürken etrafına bakmak ya da uzun zamandır ertelediğin bir düşünceye alan açmak…

Bu listede benim için ortak bir noktada buluşan 5 kitap var: **daha hızlı yaşamak yerine, yaşadığımız şeyi biraz daha fark etmek.**

Siddhartha kendi yolunu bulmayı, Şimdinin Gücü bulunduğun ana dönmeyi, Tatar Çölü hayatı “bir gün” diyerek ertelememeyi, Momo zamanla kurduğumuz ilişkiyi, Yavaşlık ise bazı anların aceleye gelmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Belki bu yaz hepsini okumak gerekmiyor.
Belki yalnızca bir kitap seçip, birkaç sayfa sonra durmak yeterli.

Çünkü bazen iyi bir kitap bize yeni bir şey öğretmekten çok, **zaten yaşadığımız hayata başka bir gözle bakmamızı sağlar.**

Sizin yaz için listenizde hangi kitap var?

20/08/2026

Partneriniz size sık sık “Bana kızgın mısın?”, “Bir şey olmayacak değil mi?”, “Beni hala seviyor musun?” gibi sorular soruyor mu? Siz de doğal olarak onu rahatlatmak için “Hayır, hiçbir sorun yok”, “Merak etme, ilişkimiz iyi” ya da “Seni hala aynı şekilde seviyorum” diyebilirsiniz.

Ve evet, bu cevaplar çoğu zaman işe yarar. Partneriniz o an rahatlar. Fakat bazen tam da burada fark edilmesi gereken bir döngü oluşabilir.

Kişi zamanla şunu öğrenmeye başlayabilir:

**“Rahatlayabilmem için partnerimden emin olmam gerekiyor.”**

Böyle olduğunda küçük belirsizlikler bile daha zor hale gelebilir. Mesaja biraz geç cevap vermeniz, ses tonunuzun değişmesi ya da normalden daha sessiz olmanız bile “Bir şey mi oldu?”, “Benden uzaklaşıyor mu?” gibi düşünceleri tetikleyebilir.

2024 yılında yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan 112 yetişkinle yapılan bir çalışmada da partnerlerin kaygıya uyum sağlayan davranışlarının yaygın olduğu görülüyor. Bunların önemli örneklerinden biri, tekrar tekrar güvence vermek.

Buradaki mesele partnerinizi hiç rahatlatmamak değil. Sevdiğimiz biri kaygılandığında yanında olmak, destek vermek ve güven hissettirmek elbette ilişkinin bir parçası.

Ancak her kaygı yükseldiğinde **yüzde yüz kesinlik sağlamaya çalışmak**, farkında olmadan kişinin belirsizlikle baş etme becerisini zorlaştırabilir.

Örneğin partneriniz beşinci kez “Bana kızgın mısın?” diye sorduğunda yalnızca tekrar “Hayır, kesinlikle kızgın değilim” demek yerine:

**“Şu an benden ve ilişkimizden emin olmaya çalıştığını fark ediyorum. Kaygılandığını da görüyorum ve yanındayım. Ama sence bu emin olma ihtiyacı ilişkimizde sık tekrar eden bir şey mi?”**

diye konuşmayı deneyebilirsiniz.

Çünkü amaç kaygıyı küçümsemek değil; **kaygının her istediğinde ona yeni bir kesinlik üretmeden de sevdiğiniz kişinin yanında kalabilmek.**

Bazen ilişkide güven, her soruya kesin cevap verebilmekten değil; belirsizlik varken de birbirinin yanında kalabilmekten geçer.

DEHB’de erteleme her zaman “üşenmek” ya da “yeterince istememek” anlamına gelmez.Bazen kişi ne yapması gerektiğini çok i...
19/08/2026

DEHB’de erteleme her zaman “üşenmek” ya da “yeterince istememek” anlamına gelmez.

Bazen kişi ne yapması gerektiğini çok iyi bilir ama **başlamak, zamanı yapılandırmak ve görevi sürdürebilmekte** zorlanır. Teslim tarihi yaklaştığında ise aciliyet artar, dikkat daralır ve günlerdir ertelenen iş birkaç saat içinde tamamlanabilir.

Bu yüzden son dakika çalışmak dışarıdan bir alışkanlık gibi görünse de, bazı DEHB’li yetişkinler için aslında tekrar eden ve oldukça yorucu bir döngüdür.

Burada çözüm her zaman kendine daha fazla baskı yapmak olmayabilir. Görevi küçültmek, ilk adımı netleştirmek, ara tarihler oluşturmak ve “bitirmeye” değil **başlamaya** odaklanmak daha işlevsel olabilir.

Bazen “Bu işi bugün bitirmeliyim” yerine şu soru daha işe yarar:

“Şu an yapabileceğim en küçük ilk adım ne?”

18/08/2026

Bu kadar uyaranın olduğu bir çağda bir şeye odaklanmak zaten zor. Ama şimdi yapman gereken şeyi bildiğin, hatta yapmak da istediğin bir anı düşün. Harekete geçmek istiyorsun ama bir türlü başlayamıyorsun. Sonra teslim tarihine birkaç saat kalıyor ve günlerdir yapamadığın şeyi bir anda yapmaya başlıyorsun. Bir şekilde de yetiştiriyorsun.

Yetişkin DEHB’de bu oldukça tanıdık bir döngü olabilir. Çünkü mesele her zaman ne yapacağını bilmemek değil; çoğu zaman başlayabilmek. Başlayamadığında da dışarıdan “disiplinsiz”, “iradesiz”, “nasıl olsa son dakikaya bırakıyor” gibi etiketler gelebiliyor. Bir süre sonra bu etiketleri yalnızca başkalarından duymuyor, kendine de söylemeye başlıyorsun: “Ben galiba böyle biriyim.”

Peki son dakika geldiğinde ne değişiyor? Aslında bu bize önemli bir şey söylüyor: Yapabilme kapasiten var. Ancak koşullar değişiyor. Görev artık üç hafta sonra değil, tam şu anda. Aciliyet yükseliyor. Ne yapman gerektiği daha net hale geliyor. Başka şeylerle ilgilenmek için daha az alan kalıyor ve bu yoğunluk bazı DEHB’li yetişkinlerde işe başlamayı kolaylaştırabiliyor.

Ama son dakika baskısıyla çalışabiliyor olmak, bunun sağlıklı bir çalışma sistemi olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü o son dakikaya kadar geçen sürenin bir bedeli olabiliyor: sürekli görevi düşünmek, başlayamadığın için kendini eleştirmek, suçluluk, stres, uykusuzluk ve hep bir şeylere yetişmeye çalışıyormuş hissi.

Seanslarda sık gördüğüm şeylerden biri de bu. Kişi yıllarca kendisini “tembelim”, “disiplinsizim”, “neden herkes yapabiliyor da ben yapamıyorum?” diye etiketliyor. Zamanla asıl yük yalnızca ertelemenin kendisi olmuyor; bu etiketlerin yarattığı baskı da ağırlaşmaya başlıyor. İlişkilerine, işine ve kendisiyle kurduğu ilişkiye taşınıyor.

DEHB’de hedef yalnızca işleri daha erken bitirmek değil; sürekli son dakika baskısına ihtiyaç duymadan başlayabilmeyi destekleyen bir sistem kurabilmek.

Ve bunu kişilik kusuru gibi görmemeyi öğrenebilmek.

Kaygı yükseldiğinde partnerimizden güvence istemek çok insani bir ihtiyaç olabilir.“Bana kızgın mısın?”“Beni hala seviyo...
17/08/2026

Kaygı yükseldiğinde partnerimizden güvence istemek çok insani bir ihtiyaç olabilir.

“Bana kızgın mısın?”
“Beni hala seviyor musun?”
“Bir şey olmayacak değil mi?”

Bu sorulara aldığımız cevaplar çoğu zaman gerçekten rahatlatır. Ancak rahatlama kısa sürdüğünde, zihin bir süre sonra yeniden aynı kesinliği aramaya başlayabilir.

İlişkilerde zorlayıcı olan noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor: Partner destek olmaya çalışırken fark etmeden kaygının oluşturduğu döngünün bir parçası haline gelebilir.

Buradaki amaç sevgiyi, ilgiyi ya da desteği azaltmak değil. Aksine, kaygıyı sürekli ortadan kaldırmaya çalışmak yerine kişinin o duyguyla kalabilmesine destek olabilmek.

Bazen “Kesinlikle hiçbir şey olmayacak.” demekten daha yardımcı olan cümle şu olabilir:

Şu an kaygılandığını görüyorum. Yanındayım, bunu birlikte taşıyabiliriz.

Çünkü sağlıklı destek her zaman bütün belirsizlikleri ortadan kaldırmak değildir. Bazen belirsizlik varken de ilişkide güvende kalabilmeyi öğrenmektir.

Sınır koymak, karşındaki insanı cezalandırmak ya da mesafe koymak değildir.Aslında çoğu zaman kendi kapasiteni fark etme...
15/08/2026

Sınır koymak, karşındaki insanı cezalandırmak ya da mesafe koymak değildir.

Aslında çoğu zaman kendi kapasiteni fark etmekle ilgilidir.

Ne kadar verebilirsin?
Neye gerçekten gönüllüsün?
Hangi noktada kendinden fazla ödün vermeye başlıyorsun?

Başkalarının beklentilerine sürekli uyum sağlamak, ilişkileri bir süre daha kolay gösterebilir. Fakat kendi ihtiyaçlarını uzun süre ertelemek zamanla yorulmana, kırılmana ve istemeden öfkelenmene neden olabilir.

Sınır koymayı öğrendikçe herkesin duygusundan sorumlu olmadığını, her isteğe cevap vermek zorunda bulunmadığını ve kendi alanını korumanın bencillik olmadığını daha net görebilirsin.

Üstelik bazen sağlıklı bir sınır koyduğunda kendini hemen iyi hissetmeyebilirsin. Suçluluk, huzursuzluk ya da “Acaba fazla mı oldum?” düşüncesi gelebilir.

Bunların ortaya çıkması, sınırının yanlış olduğu anlamına gelmez.

Belki de yeni öğrendiğin şey şudur:

**Bir ilişkiyi korurken kendimi de koruyabilirim.**

Sınır koymak, insanlardan uzaklaşmak değil; ilişkilerin içinde kendine de yer açabilmektir.Bazen “hayır” dediğinde suçlu...
14/08/2026

Sınır koymak, insanlardan uzaklaşmak değil; ilişkilerin içinde kendine de yer açabilmektir.

Bazen “hayır” dediğinde suçluluk hissedebilirsin. Karşındaki kişinin kırılmasından, sana kızmasından ya da seni bencil bulmasından endişe edebilirsin. Bu yüzden istemediğin şeylere evet demek kısa vadede daha kolay gelebilir.

Ancak sürekli uyum sağlamak; zamanla yorgunluk, kırgınlık ve içten içe biriken öfkeye dönüşebilir.

Sağlıklı sınırlar, karşındaki kişinin duygularını önemsememek anlamına gelmez. Kendi ihtiyaçlarınla başkasının beklentileri arasında daha sağlıklı bir ayrım yapabilmek anlamına gelir.

Ve bazen sınır koymayı öğrenirken ilk değişen şey çevrendeki insanlar değil, kendi içinde duyduğun ses olur:

“Benim ihtiyaçlarım da önemli.”

14/08/2026

Zorlanıyor olmak her zaman hayatın tamamen durması anlamına gelmez.

Bazen sabah kalkarsınız, işe gidersiniz, sorumluluklarınızı yerine getirirsiniz. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda bile görünebilir.

Ama içeride başka bir şey olmaya başlamıştır.

Eskiden kolayca yaptığınız bir iş artık daha fazla enerji ister.
Bir maili cevaplamak gözünüzde büyür.
İnsanlarla görüşmek yorucu gelmeye başlar.
Planları iptal etmek için bahane ararsınız.
Günün sonunda ise kendinize ayıracak gücünüz kalmaz.

Ve tam da burada insan kendini şöyle ikna edebilir:

**“Ama hâlâ yapabiliyorum.”**

Evet, yapabiliyor olabilirsiniz.

Fakat mesele yalnızca yapıp yapamadığınız değildir.

Belki sorulması gereken asıl soru şudur:

**“Bunu yapabilmek bana neye mal oluyor?”**

Çünkü psikolojik zorlanma bazen hayatınızı bir anda durdurmaz.

Önce enerjinizi azaltır.
Sonra daha fazla ertelemeye başlarsınız.
Uyku düzeniniz değişir.
Sosyalleşmek ağır gelir.
Eskiden keyif aldığınız şeyler yavaş yavaş hayatınızdan çıkar.

Bir süre sonra da bu hali kişiliğinizin bir parçası sanmaya başlayabilirsiniz:

**“Ben artık böyleyim.”**

Oysa belki siz değişmediniz.

Belki uzun süredir zorlanıyorsunuz ve bu zorlanmaya alıştınız.

Bu yüzden sadece “Hayatımı sürdürebiliyor muyum?” diye değil;

**“Hayatımı son zamanlarda nasıl sürdürüyorum?”**

diye de sormak gerekebilir.

Bazen fark edilmesi gereken şey tek bir kötü gün değil, giderek yerleşen yeni yaşam biçimidir.

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Barış Gürkaş posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Psikolog Barış Gürkaş:

Shortcuts

Share