Ruhsal Gelişim Atölyesi

Ruhsal Gelişim Atölyesi Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Ruhsal Gelişim Atölyesi, Business consultant, Istanbul.

28/07/2020

KURBAN, DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR VE ŞEYTAN'IN BÜYÜK İLLÜZYONU

Merhaba, günümüzde psikiyatri ve psikoloji bilimlerinin ilerlemesi ile insan davranışları ve dış etkenlerle ilgili daha kapsamlı araştırmalar ele alınmakta ve bu araştırmaların sonucunda daha net sonuçlara ulaşılabilmektedir.

Renklerin yaşamlarımızda psikolojilerimiz üzerinde etkin olduğu bugüne kadar birçok uzman tarafından dile getirilmiştir. Bu yazımızda hayatlarımızda etkin bir rol oynayan ve bizlere net bir mesaj veren kırmızı rengi ele almak istiyoruz.

Kırmızının sırrı ve İnsanoğluna vermiş olduğu mesaj nedir?

Aranan cevap gerçekte:
Kan döken kişinin ellerine bulaşan kanın kırmızı renk olmasının gerekçesi ile aynıdır!

Trafik ışıklarında insanlara durmaları mesajını veren ışığın kırmızı renk olması?
Hakemlerin yanlış yapan oyuncuya göstermiş oldukları onu oyun dışı bırakan kartın kırmızı renk olması ile ilişkilidir.

Kırmızının altında yer alan mesaj:

Psikologların günümüze kadar yapmış oldukları araştırmalarda ortaya çıkan sonuç; doğumla gelen bilinçaltının kırmızıya karşı aşırı duyarlı olduğu ve bu rengi gördüğünde tehlike olarak algıladığı ve reaksiyon gösterdiği yönündedir.

Bu sebepten dolayı dikkat gerektiren tüm uyarı yazılarında ve grafiklerde kırmızı renk yaygın olarak tercih edilmektedir.

Şiddete yönelerek kan dökmek ne kadar yanlış bir eylem ise, bunun yanlış olduğunu anlatmanın en kolay yolu yine içerisinde bulunan kırmızı da gizlidir.

Kırmızı renk olan kanın en dikkat çekici etkilerinden birisi mesleki anlamda alışkın olanlar hariç birçok kişide psikolojik bir etki yaratarak kan tutması olarak tabir edilen fenalaşma durumunu ortaya çıkartmasıdır.

Aile hayatımızdan basit bir örnek vermemiz gerekirse eşinin kırmızı olduğu özel günlerde erkeğin uzaklaşarak onu rahatsız etmemesi; kırmızının beklenen ve olması gereken etkilerinden birisidir.

Cevap yukarıda da bahsettiğimiz örneklerde olduğu gibi tamamı ile kırmızının içerisinde gizlidir.

İnsanoğlu için ise YÜCE ALLAH tarafından bilinçaltına yerleştirilmiş olan kırmızı kesinlikle bir uyarıyı simgelemektedir.

Bu açıdan bakıldığında "kırmızı" tehlikenin rengidir. Kırmızı rengin insanlar üzerinde tehlikeye maruz kaldıkları durumlarda olduğu gibi kan dolaşımını hızlandırdığı ve adrenalin salınımını serbest bıraktığı bilinmektedir.

Sorularımıza kaldığımız yerden devam etmemiz gerekirse;

Alarmlarda en üst tehlike durumunu gösteren işarete neden kırmızı alarm adı verilir?

Trafik ışıklarında durulmasını ifade eden ışık neden kırmızı renktir?

Kötülüğü simgeleyen, İnsanoğlu için tehlikeli bir varlık olan Şeytan çizimlerde neden hep kırmızı renk resmedilir hiç düşündünüz mü?

Kırmızı renge yüklemiş olduğumuz tüm bu saydığımız özellikler her ne kadar farkında olmasak da bilinç altımızda yer alan önemli bir bilginin bir dışa vurumudur.

Şimdi konumuza ilahiyat bilimi penceresinden baktığımız takdirde;

Yaratmış olduğu insanoğlunun bilinçaltına kırmızı rengin bir yanlış işareti olduğunu yerleştiren ve iradesinin insanoğlunda tecelli etmesini bekleyen YÜCE ALLAH, İnsanoğlunu en üst iradeli akıllı bir varlık olarak yaratmış lakin maddeye teslim olan, yaşamak için yemek yerine - yemek için yaşayan, benliğini, nefsini şehvete ve açgözlülüğe teslim eden, akıl ve vicdanı yok sayarak batıla sapan İnsanoğlu, kendisini zayıf iradesiz yoldan çıkmış bir yaratığa dönüştürmüştür.

Doğumuyla birlikte yeryüzüne gelen insanoğlunun YÜCE ALLAH’ın NUR’unu, RUH’unu taşıdığı hesaba katıldığı takdirde; ALLAH'ın merhametine ve adaletine sahip bir varlık olarak ALLAH'tan almış olduğu yetki ve ilham ile dosdoğru bir yaşam sürdürmesi ve kendisine emanet edilen tüm canlılara karşı YÜCE ALLAH'ın merhametini göstermesi gerekmektedir.

Giordano BRUNO’nun “TANRI, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için TANRI'yı kullanırlar” sözünün "TANRI, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır" kısmı ise bu durumu anlatacak olan en güzel deyişlerden birisidir.

Bugün gelinen noktada yeryüzünde YÜCE ALLAH’ın RUH’unu/NUR'unu taşıyan ve halife olarak ALLAH’ı temsil eden üst varlık olan insanoğlu; YÜCE ALLAH’ın emanetlerine, yarattıklarına sahip çıkıp koruyup kollaması gerekirken yeryüzüne zulüm getirip kan dökerek YÜCE ALLAH’ın emanet etmiş olduklarına açıkça hıyanet etmektedir.

İnsanoğlunun yaradılışı aşamasında bugün içerisinde bulunduğumuz bu durumu da konu alan
YÜCE ALLAH’la Melekler arasında gerçekleşen bir konuşma Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi (2) 30.ayette de anlatılmış ve bu konuşma sırasında Melekler YÜCE ALLAH’a insanoğlu ile ilgili endişelerini dile getirmişlerdir.

Bahsi geçen bu konuşma bizlere Bakara Suresi (2) 30.ayette;
“Rabbin Meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; Melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; ALLAH "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" sözleri ile aktarılmıştır.

(Bakara Suresi 30.ayet: Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti)

Bu bağlamda Ayet-i Kerimde belirtilmiş olduğu gibi YÜCE ALLAH'ın yaratmış olduğu insanoğluna olan güveni göz önüne alındığı takdirde insanoğlunun görevi YÜCE ALLAH’ın güvenine layık olarak yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve kan akıtmaya son vermektir.

Bu bağlamda içerisinde bulunduğumuz şartlar gözönüne alındığı takdirde birçok kişinin anlamını yaşamına geçirmeden kullanmış olduğu "yaratılanı yaratandan ötürü severiz" deyişi birçok kişi için sadece çevreye gösteriş yapmak için kullanılan benimsenmemiş bir sözden ibarettir.

YÜCE ALLAH'ın rızasını kazanmak isteyen insanoğlunun tek yapması gereken YÜCE ALLAH'ın doğumu ile içerisine yerleştirmiş olduğu RUH'u - NUR'u "vicdan"ı dinleyerek takva sahibi vicdana aykırı olmayan bir yaşam sürdürmesidir.

(Takva: Ar. ta®v¥ a. (takva:) din b. esk. 1. Allah'tan korkma. 2. Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getirme, züht)

YÜCE ALLAH açık açık yaşadığımız hayatın bir imtihan olduğunu belirtmektedir. Bu imtihan dahilinde biz kullarının doğru yolu bulabilmesi için yaratılışımız aşamasında YÜCE ALLAH biz insanlara kendi RUH'unu / NUR'unu bahşetmiştir.

Secde suresi 7 ve 9. ayetlerde yazılı olan "Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi..." sözleri bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Kur’an-ı Kerim'de YÜCE ALLAH’ın ayetleri ile de belirtmiş olduğu gibi YÜCE ALLAH doğumumuzla beraber bizlere rehberlik etmesi ve yol göstermesi için İnsanoğlunu RUH’u ile yaratmıştır.

Bu açıdan düşünüldüğünde Kur'an-ı Kerim Kaf Suresi 16. Ayette "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de (nefsinin kendisine fısıldadıklarını) biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız" denilerek içimizde bulunan RUH vasıtası ile YÜCE ALLAH'ın bizlere şah damarımızdan daha yakın olduğu açıklanmaktadır.

Kur'an-ı Kerim Şems (7-9) ayetinde vicdan kavramına açıklık getirilerek "Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir" diye buyurulmuştur.

Ayet-i Kerimeden de görülebileceği üzere YÜCE ALLAH’a giden kutsal yol nefisi arındırmaktan geçmektedir ve nefsini arındıranların kurtuluşa ereceği müjdelenmektedir.

Ayet-i Kerimede bahsi geçen nefis bizim benliğimizdir, kişiliğimizdir. İsteklerine boyun eğmek yerine nefis arındırılmalıdır. İlham ise esindir, Yüce ALLAH’ın içimize doğurduğu duygu ve düşüncelerdir. Hepimize Yüce ALLAH tarafından ilham gelir fakat biz bu gerçeğin farkına varmadan Yüce ALLAH’ın ilham ettiklerini akıl/vicdan olarak isimlendirerek fazla önemsemeyiz.

Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim Neml Suresi 14.ayette daha önce aynı yanlışa düşerek YÜCE ALLAH’ın vicdanları vasıtası ile ilham etmiş olduğu buyruklara karşı gelenlerden bahsedilerek “Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkâr ettiler” denilmektedir.

Oysa vicdan olarak isimlendirdiğimiz ayette de okuduğumuz gibi YÜCE ALLAH’ın ilhamıdır. Bu bağlamda Hz.Muhammed "Müminin kalbi ALLAH'ın evidir" diye buyurmuştur.

Durum bu pencereden ele alındığında içimizde bulunan RUH zulümde bulunduğumuz, kan döktüğümüz, can aldığımız taktirde kendisini rahatsız hissediyorsa YÜCE ALLAH'ta elbet ki bu durumdan hoşnutsuz olacaktır.

Dinimizde de YÜCE ALLAH'a kul olabilmek için doğru olan yaşam şekli nefsini terbiye ederek dünyevi hayattan mümkün olduğunca elini eteğini çekme üzerinedir.

Bu bağlamda ele alındığında Ermiş ve Evliya olarak isimlendirdiğimiz ALLAH dostlarının hayatlarının sonlarına kadar yaşamlarını münzevi bir şekilde inzivaya çekilerek büyüklerimizden bizlere aktarılan bazı hikayelerde de anlatıldığı gibi bir ağaç kavuğu gövdesinde geçirmeleri ve sadece zeytin ya da kuru ekmek ve su ile beslenmeleri bu duruma işaret etmektedir. Ermişlere yakıştırılan sıfatta bahsedilen ermek kavramı işte tam olarak bu durumu ifade etmektedir.

Nefis terbiye edilmesi gereken dünyevi bir unsurdur ve ne kadar dünyevi zevklerden uzak tutulursa nefsin o kadar arınacağı ve YÜCE ALLAH’a yakınlaşacağı bilinmektedir. Bu bağlamda keyif veren dünya hayatından uzaklaşmak gerekmektedir.

Alkol, şehvet, oburluk, mal mülk düşkünlüğü de aynı kategori altında değerlendirilmektedir ve evet! YÜCE ALLAH yolunda kemale, tekamüle ermek isteyen kişi mümkün mertebe dünyevi zevkleri hayatından çıkartmaya gayret göstermelidir.

"...Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş)bulanlardır." (Haşr Suresi, 9)

Kur'an-ı Kerim Kaf Suresi 16. Ayetinde "Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de (nefsinin kendisine fısıldadıklarını) biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız" sözleri ile de buyurulduğu gibi nefsimizin bizleri aldatmak için yanlış düşüncelere saptırdığının ve ALLAH yolundan uzaklaştırmak için çaba sarfettirdiğinin bilincinde olmalıyız.

Daha önce de belirttiğimiz gibi ALLAH İnsanoğlunu en üst iradeli varlık olarak yaratmış lakin maddeye teslim olan, yaşamak için yemek yerine - yemek için yaşayan, benliğini, nefsini şehvete ve açgözlülüğe teslim eden İnsanoğlu, kendisini zayıf iradesiz bir yaratığa dönüştürmüştür.

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim Keyf suresi 28. Ayet “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme” sözleri ile bizleri uyarmakta;

Doğa ve hayvanlar konusunda ise Peygamberimizden bizlere ulaşan hadis-i şeriflerde yer alan;
"Mümin kul ölünce, dünyanın yorgunluk ve ağırlığından kurtulur; facir ölünce, ondan da kullar, memleket, ağaçlar, hayvanlar kurtulur”,

“Canlı hayvana işkence, eziyet edene lanet olsun”,

“Ben size ALLAH’dan korkunuz, hayvanları incitmeyiniz, rahatlarını bozmayınız demiyor muyum?”,

“Kalbinde merhamet olmayana cennet yoktur” sözleri ile Peygamberimiz Hz. Muhammed diğer canlılara eziyette bulunmanın YÜCE ALLAH nezdinde ne kadar büyük bir günah olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.

Peygamberimizin bu Hadis-i Şeriflerinden çıkartmamız gereken sonuç imanlı bir kulun diğer kullara, memlekete, ağaçlara ve hayvanlara eziyet etmemesi gerektiği yönündedir.

Sıkça sorulan bir diğer konu olan günümüz algısı ile "kurban" kavramı ise cahiliye dönemine ait bir adettir. Cahiliye döneminde ALLAH’ın can verdiği canlıları/hayvanları putlara kurban edip canlarını alarak o dönem ilahi olduğu düşünülen putlardan takdir beklenirdi. Oysa gerek sufizm gerekse tasavvufta yer alan kurban kavramında YÜCE ALLAH'a yakınlaşmak için fedakarlık edilmesi gerekenin nefis ya da benlik olduğundan bahsedilmektedir.

Pekala o halde YÜCE ALLAH'ın verdiği canı YÜCE ALLAH alır ise "kurban" nedir?

Kurban kelimesinin etimolojisi incelendiğinde; kelime İbranice qorbān: "sunmak" ve süryanice qurbānā: "fedakarlık"la ilişkilendirildiği gibi aynı kökten gelen üç harfli Arap etimolojisi gözönüne alındığında "bir yol" ya da "birisine yaklaşmak" ya da "yakınlık" anlamına da gelir.

Etimolojik açıdan değerlendirildiğinde kurban kelimesinin temel olarak ifade etmiş olduğu anlamdan "ALLAH'a yakınlaşmak için nefsinden vazgeçerek dünyevi yaşamdan fedakarlık yapma" manası açıkça görülebilir.

“Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi.” (Saffat suresi 106)

Hz.İbrahim’in oğlundan ALLAH için vazgeçmesi ve onun kanını dökmeye kalkışması anektotunda dikkat edilirse ayette MELEKLER’in kan dökülmesini engellemek için fidye verdiklerinden bahsedilmektedir.

Ve ona fidye olarak büyük bir kurban”lık” verdik. (Saffat suresi 107)

Arapçadan gelen fidye kelimesi a. Tutsak edilen veya rehin alınan bir kimsenin serbest bırakılması için istenen para, kurtulmalık, fidyeinecat anlamlarına gelmektedir.

Hz.İbrahim YÜCE ALLAH’a olan sadakatini ispatlamak göstermek için yanlış ve tehlikeli bir yol seçmiş ve bu durum karşısında MELEKLER kan dökülmesini engellemek için Hz.İbrahim’i teskin ederek onun YÜCE ALLAH’a sadakatini ispat ederek (ayette geçen Krb kökeninden kurban: yakınlaşmak) yakınlaştığını söyleyerek çocuğunu öldürmesine gerek kalmadığını söyleyerek ikna etmeye çalışmışlardır.

Bu ayette de belirtildiği gibi MELEKLER Hz.İbrahim’in oğlunu kurtarmak için oğlunun kanını dökmesine gerek olmadığını söyleyerek ona ALLAH’a yakınlaştığını bildirmektedirler. Burada bir diğer dikkat edilmesi gereken ayrıntı "kurbanlık" kelimesinin tekil olarak yer alması ve "kurbanlıklar" olarak geçmemesidir.

Kurban kelimesi bu ayette yakınlık anlamında yer almaktadır. “Büyük bir kurbanlık” sözünün ayet içerisindeki kullanımı göz önüne alındığında ayette kurban kelimesi ile bahsedilenin koyun yerine inek gibi büyük baş bir hayvan değil yakınlık olduğu ve yakınlaşma anlamında kullanıldığı kolayca anlaşılabilir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi yakın, yakınlaşmak anlamlarına gelen kurban kelimesinin hayvanlarla ilişkilendirilmesi tamamı ile bir çeviri hatası ve bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanmaktadır.

Maide suresi 27. ayette de aynı durum söz konusudur.
Surede “(Ey Muhammed!) Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki ise kabul edilmemişti...” diye buyurulmuştur.

Lakin ayet yine yanlış çevrilmiştir. Ayetin çevirisinde yer alan “kurban” Saffat suresi 107. Ayette olduğu gibi “kurbanlık” olarak çevrilmeliydi. Yani yakınlık, her ikisi de yakınlıklarını göstermişlerdi denilmeliydi.

Zira Habil ve Kabil (Kayin)'in hediyeleri göz önüne alındığında bilindiğinin aksine her ikisi de canlı hayvan sunmuş değildi, zira Kabil çiftçiydi ve TANRI'ya sundukları tahıl ve meyve idi.

Oysa ayette günümüzde yüklenen anlamı ile "kurban" kelimesinin kullanılması ile her ikisinin de canlı hayvan sunduğu algısı yaratılmaktadır.

Adem'in oğullarının Habil'in Çoban, Kabil'in bir çiftçi olduğu gerçeği bir kez daha göz önüne alındığı taktirde ayette sanki her ikisinin de canlı bir hayvan sunduğu şekline çeviri yapılmasından nasıl bir çeviri hatası yapıldığı açıkça görülecektir.

Habil ve Kabil olayında Habil'in YÜCE ALLAH'ın kurbanlığına (yakınlığına) mazhar olabilmesinin tek nedeni getirmiş olduğu hediyeler değil hediyelerinin yanında YÜCE ALLAH'a olan takvasını (imanını, sadakatini, içtenliğini) sunmasıdır.

Kabil ise kardeşi Habil gibi davranmak yerine kolay yolu seçerek YÜCE ALLAH'ın kurbanlığını (yakınlığını) getirmiş olduğu hediyeler ile satın almaya kalkışmıştır.

Eski Ahitte (Tevrat) Habil'den çoban olarak bahsedilmesinin bir sonucu olarak bugün YÜCE ALLAH adına hayvanların canına kıymanın ALLAH'ın kurbanlığını (yakınlığını) kazanmanın bir yolu olduğu yanılgısına düşülmektedir. Bu bağlamda ALLAH'ın kurbanlığını (yakınlığını) kazanmak için onun adına hayvanların canına kıymak değil takva sahibi olmak gerekmektedir.

Bir kez daha önemle belirtmek gerekirse YÜCE ALLAH'ın Habil'in yakınlığını (kurbanlığını) kabul etmesinin sebebi yanında getirmiş olduğu hediyelerin nevi değil YÜCE ALLAH karşısında göstermiş olduğu takvadır.

Zira YÜCE ALLAH'ın belirtmiş olduğu gibi YÜCE ALLAH'a ulaşan bizlerin hediyeleri değil sadece takvasıdır.

(Hac Suresi 37.ayet “Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır.”)

Tekrar altını çizmek gerekirse; İslam ilahiyatında kurban ya da kurbanlık bir hayvan öldürme değil yakınlaşma anlamında kullanılmaktadır.

Kültürümüzde de yer alan sevdiğimiz kendilerimize yakın bulduğumuz kişilere “kurban” (yakınım, dostum) diyerek hitap etmemizin altında da aynı sebep yatmakta ve aynı manayı taşıyarak bahsettiğimiz duruma en güzel örneklerden birisini oluşturmaktadır.

YÜCE ALLAH yolunda kendi benliğinin YÜCE ALLAH’a “kurban” edilmesi sözü: kendi benliğinin YÜCE ALLAH’a “yakın” edilmesi anlamını taşımakla beraber; YÜCE ALLAH yolunda infak etmek, YÜCE ALLAH yolunda hicret etmek ve YÜCE ALLAH yolunda cihat etmek olmak üzere 3 madde altında listelenir.

Kendi canını, benliğini, nefsini YÜCE ALLAH’a yakınlaşmak (kurban) için feda edecek cesareti bulunmayanların YÜCE ALLAH’la anlaşma yapar ve ona rüşvet verir gibi kendi nefislerinin yerine servetlerinden fedakarlıkta bulunarak satın aldıkları savunmasız bir canlının canını alarak ve bunun karşılığında YÜCE ALLAH’tan ayrıcalık ve bağışlanma beklemeleri YÜCE ALLAH’ın görkemini küçümseyerek küfüre sapmaktır ve düpedüz kendini bilmezliktir.

İmkanları elverenlerin YÜCE ALLAH’a rüşvet verir gibi YÜCE ALLAH’ın vermiş olduğu bir canı onun adına öldürüp günahlarının bağışlanacağını düşünerek ayrıcalık beklemesi, imkanları el vermeyen fakirlerin bunu yapamadıklarından dolayı günahlarının cezasını çekecekleri anlamını ortaya çıkartır ki YÜCE ALLAH’ın huzurunda “bedelli” Müslümanlık diye böyle bir kavram söz konusu dahi değildir.

Günahlarının bağışlanması vb. çıkar beklentileri altında ilahi güçler adına hayvan öldürerek hediye etmek eskiden günümüze kadar gelen putperest, şeytana tapanların satanist adetinden daha fazlası değildir.

Şeytanla yapılan tüm antlaşmalarda hodoo gibi tüm eski antik ayin ve ritüellerde tapınanlar şeytana sadık olduğunu göstermek için YÜCE ALLAH'a meydan okuyarak onun yarattığı bir canın kanını döker, hayvan bir adak bir antlaşma üzerine şeytana hediye edilmek üzere öldürülürdü.

Bu yapılanla açıkça küfre sapılıp YÜCE ALLAH'ın özenerek bezenerek yaratmış olduğu bir canlı öldürülerek YÜCE ALLAH'a meydan okunarak sen yaratırsan ben öldürürüm mesajı verilip şeytan’a olan sadakat ispatlanırdı.

Bu sebeple bugün kurban olarak isimlendirilen adet eski bir putperest/satanist adetidir, YÜCE ALLAH'la pazarlık yapılamayacağı, onun ahlaksız bir memur gibi rüşvetle satın alınıp ayrıcalık beklenemeyeceği hesaba katıldığı takdirde "kurban" kan dökerek can alanların şeytanla yapmış oldukları karanlık bir antlaşmadan daha fazlası değildir.

Eski pagan kültürlerinde şeytana/putlara kurban edilen tanrıların tekelerin koçların kafaları maske gibi surata takılarak yapılan karanlık ayinlerde kullanıldığı, kapı eşiklere ve girişlere bu öldürülen hayvanlarının kafalarının asıldığı birçok tarihi figürlerden de hatırlanacaktır.

Bugün aynı karanlık ritüel ve adetler toplumumuz tarafından da sürdürülmekte ve yeni alınan evlerin kapısının önünde hayvan canına kıyılarak kanı alına sürülmekte, kafası evin girişine eşiğe asılmakta;

Yeni alınan araba vb. mülklerde kaza ve belanın uzak durması için sanki YÜCE ALLAH'la bir ticaret, bir antlaşma yapar gibi onun adına hayvan kanı dökülmektedir.

YÜCE ALLAH adına hayvan kanı dökmek düpedüz putperestlikten gelen bir adettir ki İslam öncesi kültürlerde yaşayan toplulukların kendilerine putlardan TANRI’lar inşa ederek bu putlara hayvan kurban ettikleri açıkça görülecektir.

Bu durumun tam tersi olan YÜCE ALLAH'ın yaratmış olduğu canlara sahip çıkıp onları kurtarmaya çalışmak ise açıkça Şeytan'a meydan okumak ve YÜCE ALLAH'ın emanetine sahip çıkmak olacaktır.

Semavi dinlerden çok daha eski bir tarihe sahip olan ilahi güçler adına hayvan canına kıyma adeti cahiliye döneminin putperest adetlerinden birisidir ve bunu yapanlar açık açık YÜCE ALLAH’a küfür etmektedir.

Bir ritüel dahilinde hayvanın canını almak bir meydan okuma ritüeli olarak şeytana tapanların satanist ayinlerinde yer almakta ve şeytana tapanlar tarafından insanları yoldan çıkartma ve YÜCE ALLAH’a meydan okumalarını sağlama amacı ile dinlere sızdırılarak eklenmiştir.

"ALLAH’ın verdiği canı ALLAH alır" sözünü sıklıkla kullanan bir toplum zaman zamanda olsa bu sözün ifade etmiş olduğu anlamı düşünür mü?

İslam bir akıl dinidir ki Peygamberimiz Hz.Muhammed aklı olmayanın dini yoktur sözünü yok yere söylememiştir.

Kurban konusunda sıkça yapılan bir başka çeviri hatası da Kevser suresi 5. ayette açıkça görülecektir;
Sure: "Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes" olarak yanlış bir şekilde çevrilmesine rağmen aslında "O halde Rabbine yönel/destek iste ve güçlüklere göğüs ger/diren” anlamını taşıdığı ortaya çıkmıştır. (Kaynak İhsan Eliaçık - http://www.ihsaneliacik.com/2012/10/26/kuranda-kurban-ayetleri-haritasi/)

İslamın 5 şartı arasında yer almayan YÜCE ALLAH'ın rızasını kazanma amacı ile YÜCE ALLAH'a hediye etmek üzere hayvan kanı dökmek bir ibadet değil cahiliye putperest (pagan) döneminden gelen karanlık (satanist) ayinlerde kullanılan bir ritüeldir, bir adettir.

Sıklıkla tartışılan Hacc Suresi 37. ayet ise Kurban Bayram’ı ile ilgili değildir. Hac ibadeti sırasında Kabe’ye fakirlerin faydalanması için gönderilen canlı hayvanların içerisinde bulunduğu yardımlardan söz edilmektedir.

Ayetin müfessir İhsan Eliaçık tarafından yapılan açıklamasına aşağıda bulunan bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.
http://www.yuzdeyuzhaber.com/3-sayfa/bu-ayet-gercekte-ne-diyor-h11651.html

Yazımızla amaçlanan kısaca özetimiz;
Kurban (yakınlaşma) bayramı toplu hayvan kesme şöleni değil isminden de anlaşılabileceği gibi YÜCE ALLAH’a yakınlaşma bayramıdır.

Bu bayramı kutlamak isteyenlerin farklı şekillerde YÜCE ALLAH’a yakınlaşabilmeleri mümkündür.

Durumu iyi olanlar fakir ve ihtiyaç sahiplerinin sadece yiyecek, erzak ihtiyaçlarını sağlayarak değil çocuklarının ayaklarına ayakkabı, üstlerine kıyafet, oyuncak, okul kitapları vb. ihtiyaçlarını karşılayarak da YÜCE ALLAH’ın rızasını kazanıp kendisine yakınlaşarak bayramlarını kutlayabilirler.

İmkanı elvermeyenlerin gönüllü hasta ve düşkünlerin, yaşlıların yardımına koşmaları ve onların hayır duasına sahip olmaları da YÜCE ALLAH’ın rızasını kazanıp kendisine yakınlaşarak bayramlarını kutlayabilmeleri için yeterli olacaktır.

Lakin her bayram yaşamış olduğumuz basına da yansıyan içleri acıtan sokaklardaki kanlı görüntüler göz önüne alındığı takdirde ayet ve hadislerle hayvanlara karşı merhametli olunmasının da buyurulduğunu bir kez daha hatırlatma gereği duyuyorum.

En’am Suresi 38. ayet: “Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.”

'Merhametli olanlara Rahman olan ALLAH merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (Melekler) de size rahmet merhamet etsin'. (Tirmizi, Birr, s. 16)

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz sahabîlere şu olayı nakleder: 'Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: 'bu hayvan da benim gibi susamış' deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır'. Bunun üzerine sahabîler: 'Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?' diye sordular. Resulullah (s.a.v.): 'Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır' buyurmuştur (Tecrit, c. vii, s. 223)

-

Tarih boyunca karanlık dış odaklar tarafından İslam özünden saptırılıp tabulaştırılarak içerisine dinin özüne aykırı adetler eklenerek bağnaz bir şekle getirilmeye, kan döken şiddet eğilimli bir din gibi gösterilmeye çabalanarak itibar kaybettirilmeye çalışılmaktadır.

11 Eylül olaylarından da hatırlanabileceği gibi bu talihsiz terörizm olayının ardından tüm dünyada Müslümanlığa karşı bir tepki oluşmuş ve birçok dış ülkede yaşamlarını sürdüren Müslümanlar zulüm görerek, dışlanarak yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmışlardı.

Bugün dinimiz İslam içerisine adapte edilmeye çalışan hurafelerin arkasında dini yozlaştırarak şiddete sürükleyerek yok etme amacı yer almaktadır ki bu durum karşısında kendisini Müslüman olarak görenlerin dinlerini koruma amacı ile bu tip saldıralar karşısında gerçekleri dile getirmeleri ve dinlerine sahip çıkmaları, doğru bir şekilde tanıtmaları gerekmektedir.

YÜCE ALLAH adına kan dökerek can almayı bir şölen haline getirmek YÜCE ALLAH'a bir ibadet şekli değildir ve bu sebeple de dinimizin 5 şartı arasında kesinlikle yer almamaktadır.

Adak kavramı ise İnsanoğullarının YÜCE ALLAH karşısında yapmış olduğu en küstah davranıştır. Fedakarlık yaptığımızı düşünerek kanını dökeceğimiz hayvan için vereceğimiz paranın mal ve mülk YÜCE ALLAH’a ait olduğu için YÜCE ALLAH nezdinde hiçbir değeri olmayacaktır.

Şeytan'ın tüm bu tip hile ve tuzakları karşısında YÜCE ALLAH'ın biz insanoğullarına bahşetmiş olduğu akıl yeterlidir. Zira YÜCE ALLAH ayet ve hadislerde de belirtildiği üzere akıla öncelik tanımıştır.

YÜCE ALLAH akıl konusunda şöyle buyurmaktadır.

BAKARA 2/171
Onlar sağır, dilsiz ve kördürler, zira akletmezler.

MAİDE 5/103
Onların çoğunun akılları yoktur.

EN’AM 6/104. (Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti TH !:akıl) verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim.

ENFAL 8/22 İyi bilin ki Allah katında canlıların en şerlisi aklını kullanmayan (gerçek) sağır ve dilsizlerdir.

YÛNUS 10/100. ALLAH’ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.

HÛD 11/51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?

HAŞR 59/14
Sen onları derli toplu sanırsın; halbuki onlar akıl ve idrakten mahrum bir topluluktur.

Hz. Ali (ra) “Akıl dimağda olmakla beraber nurunu kalpten alır”, Hz. Ali (ra) “Akıl dindir ve din akıldır” demiştir.

Peygamberimiz (sav) “Kişiyi ayakta tutan aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur.” diye buyurmaktadır. Camiü’s-Sağir, 4: 528 (H. No:6159)

Peygamberlerimizin sözleri de gözönüne alındığında İslamiyetin bir tabu dini, bağnaz, dogmatik bir din gibi değerlendirilmemesi gerektiği ve bir mantık, akıl dini olduğu açıkça görülecektir.

Kurban; bir kan dökme bayramı değil nefislerden fedakârlıkta bulunularak nefislerin törpülendiği, düşmanlıkların sona ererek barışın sağlandığı, akraba ve komşuluk ilişkilerinin geliştirildiği, fakir, kimsesiz tüm ihtiyaç sahiplerine yardımlaşma ve dayanışmanın arttığı, hayır işleri ve takva ile YÜCE ALLAH’a daha fazla kurbanlık (yakınlık) sağlanan bir bayramdır.

Kurban (YÜCE ALLAH'a yakınlaşma) bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, mübarek olmasını diliyorum.

Saygılarımla

- Timur Okutman

"Allah diğer canlılara merhamet gösterenler dışında kimseye merhamet göstermeyecektir." –Hadis-i Şerif

"Hareket eden canlıları öldürerek Tanrılara sunulan et, bir anneye kendi çocuğunun etini sunmak gibidir. Ve bu acıklı bir hatadır." -The Supreme Path Of Discipleship: The Precepts Of The Gurus, The Thirteen Grievous Failures, Great Guru Gampopa - Tibet Budizmi

Yasal uyarı:

Yukarıda yer alan yazı halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, dini değerleri, kurum ya da tüzel kişileri aşağılama ve hakaret amacı taşımamaktadır. Yazının bulunduğu internet sayfasında T.C. yasalarına aykırı suç teşkil edebilecek yorumlardan yorumları yazanlar sorumlu olmakla birlikte sorumluluk yazan kişi/kişilere aittir.

Değerli üyelerimiz;Akla, düşünmeye, bilime, felsefeye ve sanata öncelik tanıyan tüm grup üyelerimizi Mentist Akademi Fac...
14/07/2020

Değerli üyelerimiz;
Akla, düşünmeye, bilime, felsefeye ve sanata öncelik tanıyan tüm grup üyelerimizi Mentist Akademi Facebook Grubumuza katılmaya davet ediyoruz. Yakın zamanda grubumuz üzerinden çevrim içi eğitim çalışmalarımız gerçekleşecektir.
Mentist Akademi, bir internet platformu olmanın haricinde reel yaşam içerisinde de varlığını sürdürmekte ve belirli zaman periyotlarında üyelerini bir araya getirerek etkinlikler düzenlemektedir.
Grubumuzda bulunan makaleleri okuduktan sonra yorumda bulunarak fikirlerinizi bizlerle paylaşırsanız bizleri mutlu edersiniz.
Facebook Sayfamızı aşağıda bulunan bağlantı üzerinden takip edebilirsiniz.
https://www.facebook.com/groups/mentistakademi/
Makalelerimizi okumak ve daha ayrıntılı bilgi almak için lütfen aşağıda bağlantısı bulunan internet sitemizi ziyaret ediniz.
http://www.mentistakademi.com

Mentist Akademi; Eğitim ve Danışmanlık alanında çalışmalar yürüten özel bir organizasyondur.

Merhaba, sevdiğimiz bir eğitmen arkadaşımızın İstanbul Maltepe Altıntepe mahallesinde Yoga dersleri başlıyor.  Yoga ile ...
18/08/2018

Merhaba, sevdiğimiz bir eğitmen arkadaşımızın İstanbul Maltepe Altıntepe mahallesinde Yoga dersleri başlıyor. Yoga ile ilgilenenler Özge ile Yoga Instagram sayfasını ziyaret ederek ayrıntılı bilgi alabilirler. Gününüzün harika geçmesi dileklerimizle, sizleri sevgi ve saygı ile selamlıyoruz.

81 Followers, 106 Following, 6 Posts - See Instagram photos and videos from ÖzgeileYoga ()

Address

Istanbul
034840

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Ruhsal Gelişim Atölyesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share