14/09/2026
Con una leggenda alla Biennale di Venezia… Mario Testino’nun A Beautiful World sergisini iki yıl önce Roma’da görmüş ve hayran kalmıştım.
Moda ve portre fotoğrafçılığının en önemli isimlerinden biri olan Testino, yedi yıl boyunca 30’dan fazla ülkeyi dolaşarak farklı toplumların geleneksel kıyafetlerini, ritüellerini ve kültürel kimliklerini kendi güçlü estetik diliyle fotoğraflamıştı.
Peru’dan Japonya’ya, Kenya’dan Moğolistan’a uzanan bu yolculukta kıyafet artık yalnızca kıyafet değil; ait olmanın, hafızanın ve bir kültürün nesilden nesile aktarılmasının bir ifadesine dönüşmüştü.
Belki de beni sergide en çok etkileyen buydu. Bir moda fotoğrafçısının gözüyle geleneksel kültürlere bakarken, güzelliğin ötesinde kültürel mirasın ne kadar kırılgan ve korunmaya değer olduğunu hatırlatması.
Testino’nun kendi sözleriyle:
“Bir ülke, tarihiyle geleneksel kıyafetleri arasındaki bağı kaybettiğinde, gerçekten çok değerli bir şey kaybolur.”
A Beautiful World bana tam olarak bunu hissettirmişti: Dünyayı güzel yapan şey, hepimizin birbirimize benzemesi değil; hâlâ anlatacak farklı hikâyelerimizin olması…. Venedik Bienali ile aynı zamanda gerçekleşen sergisinde bu eserler yoktu ama Venedik Bienali’nin In Minor Keys teması da farklı dillerle de olsa bana aynı şeyi hatırlattı: Dünyanın zenginliği, giderek birbirine benzeyen toplumlarda hâlâ kendi hikâyesini, hafızasını ve kültürel kimliğini koruyabilen topluluklarda saklı.