Kuantum Psikoloji "zeitgeist"

Kuantum Psikoloji "zeitgeist" Motivasyon, Meditasyon, Pozitif Düşünce

Gidin bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah kar...
10/02/2021

Gidin bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozun içine koyun. İlk başta hiçbir şey olmayacaktır.

Daha sonra kavanozu elinize alın, oldukça şiddetli bir şekilde sallayın ve tekrar yerine koyun. Kavanozun içinde bir anda karıncaların birbirlerini öldürmek için savaştığı bir kaos ortamı göreceksiniz.

Kırmızı karınca bunu yapan düşmanın siyah karıncalar olduğunu düşünürken siyah karıncalar bu kaosun nedeni olarak kırmızı karıncaları görmektedir. Oysa çok iyi bildiğiniz üzere kaosun asıl nedeni sizin ellerinizdir.

O nedenle günümüzde gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse de başka ortamlarda normalde hiç tanımadığınız insanlarla tartışacak ya da kavga edecek bir duruma geldiğinizde kendinize hep şu soruyu sorun lütfen;

Kavanozu sallayan kim?

İşte bu yüzden insan ilişkilerine dikkat et.
Bu ilişki türüne zarar verecek her türlü söylemden uzak dur.
Bir olayı, bir haberi, bir dedikoduyu veya bir nefret söylemini analiz etmeden eyleme geçme.

Araştır.
Dinle.
İzle.
Oku.
Düşün.
Tekrar düşün.
Tekrar düşün.
Tekrar düşün.

"Dikiş diken yaşlı teyzeye sordum;- Niye az konuşursun?- Evlat cümle kurmak, yırtık gömleği dikmeye benzer!.Düğümü içten...
26/01/2021

"Dikiş diken yaşlı teyzeye sordum;
- Niye az konuşursun?
- Evlat cümle kurmak, yırtık gömleği dikmeye benzer!.
Düğümü içten atsan tene,
Dıştan atsan göze batar..."
---------------
"Bu kadar şeyi nasıl kontrol ediyorsun dedi çırak.
Usta cevap verdi ;
-"Kontrol etmiyorum idare ediyorum."
-"Arasında ne fark var?" diye sordu çırak. .
Ustası dikiş makinesinde diktiği elbiseden başını kaldırdı tebessüm etti ve cevap verdi.
-"Her kumaşın farklı bir ahlakı vardır.
Esneyen bir kumaşı dikerken yumuşak olmalısın aksi halde elbise dikiş yerlerinden buruşuk olur.
Sert bir kumaşı dikerken yavaş olmalısın aksi halde iğneyi kırarsın.
İdare etmek, muhatabın hayat koşullarına göre hareket etmektir. Bu yaklaşım seni derin, geniş, anlayışlı ve bir sanatkar yapar. Sana yaşamayı öğretir, ahengi öğretir.
Kontrol etmek ise senin aynı kalman ve herkesin senin aynılığına göre olmasını beklemendir.
Yani, kontrol edersen taş olursun
idare edersen su olursun. Su gibi olursan seni ne durdurur söylesene.

22/12/2020
İLETİŞİM KURUNUZ, İLİŞKİ DEĞİLProf.Dr.Necati CemaloğluYeni bir mahalleye taşındığınızda kapı komşunuz, eşyalarınız taşın...
07/06/2020

İLETİŞİM KURUNUZ, İLİŞKİ DEĞİL

Prof.Dr.Necati Cemaloğlu

Yeni bir mahalleye taşındığınızda kapı komşunuz, eşyalarınız taşınırken börek, çörek yapıp, yanına çay demleyip size ikram eder. Henüz yerleşmediniz, acıkmışsınızdır. Çayı, böreği, çöreği sizin için yaptım, diyebilir. Bu aşamadan sonra tanışma faslı başlar. Kızınız da pek güzelmiş maşallah, cümlesi kurulur. Anne: “Nişanlı. Yakında düğünümüz var inşallah.” Akabinde şu sorular sağanak yağmur gibi yağmaya başlar:

Adın ne?

Hangi okulu bitirdin?

Yaşın kaç?

Çalışıyor musun?

Damat ne iş yapıyor?

Nerelisiniz?

Siz çalışıyor musunuz yoksa emekli falan mı?

Bu sorular ortama, kişiye ve muhabbetin seyrine göre farklı şekillerde sorulur. Komşu alt tarafı bir çaydanlık çay, birkaç börek, çörek ve kurabiye ile geldiği ailede, belirli bir aşamadan sonra iletişimi askıya alıp ilişki kurmaya başlar. Komşu, komşu olmaktan çıkar, aileyi denetleyen bir müfettişe dönüşür. Nasıl mı?

Kızınızın kıyafetleri biraz açık saçık değil mi?

Oğlunuzun işi gücü yok mu? Akşama kadar evde yatıyor…

Eşiniz akşamları biraz geç geliyor. Alkol alıyor mu?

Komşu bu sorularla ailenin mahrem alanına kadar girmeye ve sorgulamaya başlar. Evin kızı nişanlısından ayrılmaya kalkıştığında annenin tepkisi muhtemelen şöyle olur: Ele güne ne deriz? Kepaze rezil oluruz. Nişanlından ayrılamazsın… Aslında komşu eve sadece küçük bir ikramla gelmemiş, aynı zamanda mahalle baskısı olarak da genişleyecek, sosyal denetim mekanizmalarını aileye taşımış olur. Mahalle bireyi denetlemeye ve göz hapsine alarak kontrol etmeye başlar. Anadolu’nun birçok yerleşkesinde bu tür kişilere “Mahallenin Mobeseleri” adı verilir. Bu mobeseler, kimin evine kim girdi, kim çıktı, kim ne almış sürekli kontrol eder. Böylece iletişim kurulmamış, ilişki kurulmuştur. İlişki şeklinde devam eden süreç, sosyal denetim mekanizmalarını meşru hale getirir.

Kamu ya da özel sektörde de süreç benzeri şekilde işler. Genellikle herkesle iyi geçinen ya da herkesle sorun yaşayan insanlar vardır. Herkesle iyi geçinmek politikliği, herkesle kötü geçinmek ise biraz antisosyal davranış özelliğini gösterir.

Bireyin ister iş isterse sosyal hayatında yaşadığı sorunların kaynağında, kullandığı iletişim biçimi önemli rol oynar. Bir kurumun amirine getirilen çifte kavrulmuş Afyonkarahisar lokumu ile talep edilen, iletişimden ziyade ilişkidir. Hediye takdiminden sonra talepler uygun bir şekilde sıralanmaya başlar. Amir hediyeyi kabul ederek, iletişimden ayrılıp ilişki temelli etkileşime açık olduğunu deklare etmiş olur. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin de ifade ettiği gibi: “Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez.” Ola ki, yediklerinin, içtiklerinin ya da aldığı hediyelerin etkisiyle ilimden dinden uzaklaşabilir. Makam, gelen taleplere boyun eğebilir…

Bireyler iletişim kurmayıp ilişki kurduklarında yaşadıkları sorun, kendisi ya da işi ile ilgili sırları deşifre etmeye, paylaşmaya başlamasıdır. İletişimden uzaklaşıp ilişki temelli etkileşime yönelen birey, kendisini gelecekte zor durumda bırakacak sözleri kullanabileceği gibi, taahhütlerde de bulunabilir. Bu durum hem bireyi hem de temsil ettiği makamı bağlayıcı unsur haline dönüşür. Bireyler ilişki kurdukça zafiyetlerini de sergilemeye, ifşa etmeye başlarlar. Sosyal statülerinin, temsil ettikleri makamların ağırlığını taşıyamama sorunu ortaya çıkar. Genellikle hesabını veremeyecekleri sorunlar yaşarlar.

Yıllar önce bir kadın akademisyen, cumartesi günleri evine gelen temizlikçi kadınların çok saygısız olduklarından bahsetmişti. Akademisyeni dinlediğimde, temizlikçi kadınlarla iletişim kurmadığını ilişki kurduğunu, belirli bir aşamadan sonra kadınlarla yüzgöz olduğunu, eğitim düzeyi düşük olan temizlikçi kadınların, kadın akademisyenle kurdukları ilişkinin dozunu ayarlayamadıklarını fark ettim. Sorun temizlikçi kadınlarda değil, onları özel alanına alıp, özelini paylaşan, onlarla iletişim değil ilişki kurmaya çalışan kadın akademisyendeydi. Bu tür kişiler kendi sorunlarını bir türlü doğru tanımlayamadıkları için sık sık iletişim kazası yaşarlar.

İletişimde Eric Bern’in ortaya koyduğu “yetişkin”, “çocuk” ve “ebeveyn” ego durumları iletişim ve ilişki yaşanmasında etkili rol oynar. Genellikle çocuk ego durumundaki kişiler ile ebeveyn ego durumunda bulunan kişiler, ilişki merkezli etkileşime daha yatkın, yetişkin ego durumundaki kişiler, iletişime daha yatkındırlar. Yetişkin-Yetişkin ego durumu etkili iletişim kurmada önemli rol oynar.

Aile içi rollerde de iletişim ve ilişki önemlidir. Anne-baba çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurduklarında sevgi ve saygı oluşmakta, ilişki kurmaya çalıştıklarında rol karmaşası oluştuğu için sorun yaşamaktadırlar. Bu aşamada doğru iletişim, sosyal statüleri yıkmadan, ebeveyn saygınlığını zedelemeden oluşturulması gerekir. Çocuklar ebeveynleri ile dalga geçmeye, onları azarlamaya ve onları toplumda küçük düşürmeye başladıklarında, etkili iletişim kanalları kapatılmış, kuralsızlık ve düzensizlik başat değer olmuş anlamına gelir. Saygı ve sevgi ortadan kalktığında kırıcı ve çatışmacı bir iletişim ortaya çıkar. Ebeveyn bu aşamada şu atasözünü kendisine düstur edinmesi gerekir: “Aç bırakma hırsız edersin, çok söz söyleme arsız edersin…”

Hem aile içinde hem de örgütlerde bazı çalışanların ilişkilerinin yalama olduğunu görmek mümkündür. Bir olay olduğunda saldırmaya başlama, şiddetli eleştirme, kırma, hakaret etmeye kadar varan süreçler yaşanabilir. Bu kişiler arasında yaşanan sorunun kaynağı geçmiş yaşantılarda gizlidir. Birbirleriyle iletişim kurmayıp ilişki kuran kişilerin, zamanla birbirlerine olan tahammül sınırları ortadan kalkar. Niyet okumaya ve iftiraya kadar giden süreç çalışmaya başlar. Bu olumsuz sürecin sonunda yalama olmuş ilişkiler, küfür, hakaret ve iftira atma şekline dönüşebilir.

Her bireyin kendine özgü iletişim biçimi, tarzı, davranış örüntüsü vardır. Bazı kişilerin, gerek psikolojik özelliği gerekse geçmiş dönemlerde yaşadığı travma, sosyal dışlanma ya da güvensizliği, iletişim kalitesini olumsuz yönde etkiler. Bu kişiler genellikle saldırgan ve yaşadıkları sorunları çözümsüzlüğe iten kişiliktedirler. Yaşadıkları sorunları üçüncü kişilere anlatmada, sosyal medya hesaplarında ilan etmede oldukça yeteneklidirler. Bu kişilerle sorun çözmek zor olsa da, uzlaşma ve iletişim kurmak neredeyse olanaksızdır. Bu kişiler uygun sosyal ortam ve destek bulduklarında kontrolsüz ve kuralsız davranışlar sergileyebilirler. Etnik, dini ya da siyasi bir yapıya entegre olduklarında formal ve informal güç elde ettiklerinde, meşhur tabiriyle “Ali kıran baş kesen.” olurlar. Gittikleri her toplantıda katıldıkları her etkinlikte sorun yaşadıkları insanları anlatırlar. Örgütsel bağlamda buna “örgütsel sinizm” adı verilir.

Sonuç olarak iletişim kurmak, insan olmanın bir şartıdır ancak ilişki kurmak yüzgöz olmaktır. Başka bir kişiyi özel alanına sokmak, onun gayri resmi ya da gayri ahlaki taleplerini kabul eder hale gelmektir. İletişimde sınırlar bellidir ancak ilişkinin sınırlarını çizmek kolay değildir. İletişim yaşayan bireyler birbirlerini anlama, algılama, tepki verme ve sorun çözmede başarılı olurken, ilişki yaşayan kişiler birbirlerini yaralamaya başlarlar. Sosyal hayatta sürdürülebilir dostluklar kurmanın yolu; iletişim kurmak ve iletişimin saygı ve sevgi sınırları içerisinde tutmaktır. Bu saygı ve sevgi kontrollü davranışların ortaya çıkmasını sağladığı gibi, sorun çözmede de kullanılacak stratejileri belirler. Aynı iş yerinde çalıştığınız bazı kişilere çok kolay posta koyup meydan okurken bazı kişilerle konuşurken nezaket sınırlarını zorlarsınız. Buradaki fark biriyle iletişim diğeriyle ilişki kurmuş olmanızdır. Yaşam, düşün, geçim ve iletişim kalitenizi belirleyen tek faktör iletişim biçiminiz ve tarzınız olacaktır. Yaygın bir türkü ile son sözlerimizi ifade edelim:

Benim yarim yaylalarda oturur
Ak elleri soğuk suya batırır
Demedim mi nazlı yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir......

Genç kızın ölmeden önce yazdığı mektup hayat perspektifinizi değiştirebilir. Şu anki hayatınızdan memnun olmayabilirsini...
29/02/2020

Genç kızın ölmeden önce yazdığı mektup hayat perspektifinizi değiştirebilir.

Şu anki hayatınızdan memnun olmayabilirsiniz, yetersiz para, işsizlik ya da düzensiz ilişkiler… Genellikle hayatınızda hep bir şey eksikmiş gibi hissedersiniz. Ama aslında çoğu zaman ihtiyacınız olan tek şey küçük bir perspektif değişikliğidir.
Holly Butcher isimli genç kız, 26 yaşında kansere yakalandığını öğrendikten 1 yıl sonra hayata gözlerini yumdu. Aramızdan ayrılmadan önce herkesin ders çıkarabileceği bir mektup kaleme aldı. Kimisini ağlatan, kimisinin hayata bakış açısını değiştiren güçlü bir mektup;
“İlk olarak şunu söylemeliyim, ağrılarınızın olmadığı her gün için şükretmelisiniz hatta grip, boğaz ağrısı ya da burkulan bir ayak bileği ile geçirdiğiniz günler için bile, ne kadar kötü geçse de o an içinde, hayati bir tehdit arz etmediğini bildiğiniz için şükretmelisiniz. Unutmayın, bu ufak tefek şeyler yüzünden “ölmeyeceksiniz.”
Daha az şikayet edin ve daha çok yardımda bulunun.
Başkaları için bir şeyler yaptığınızda bunun sizi kendiniz için yaptığınız şeylerden daha fazla mutlu ettiği çok doğru. Hasta olduğumdan beri, tanıdığım veya tanımadığım birçok insandan sevgi dolu ve düşünceli sözleri duydum. Bunlar karşılığını ödeyemeyeceğim şekilde etkiledi beni. Asla unutmayacağım ve bana böyle bir zamanımda destek olan tüm insanlara tüm kalbimle minnettarım.

Ölümün eşiğindeyken harcayabileceğin bir miktar paraya sahip olmak ve bununla bir şey yapamamak garip bir duygu. İnsan öleceğini bilince, sevdikleriyle vakit geçirmek yerine dışarıya çıkıp ihtiyacı olmayan şeylere para harcamanın aslında ne kadar absürd olduğunun farkına varıyor. Tam olarak bu an, çok para harcayarak devamlı yeni kıyafetler, makyaj malzemeleri gibi şeyler almanın aslında ne kadar saçma olduğunu fark etmenizi sağlıyor. Aynı kıyafatten yüzlerce bulabilirim. Ancak ailemin tek bir ferdinin bile bir benzerini asla bulamam. Bunların farkına ancak ölüm döşeğindeyken varabilmek çok acı…
Ölmeyecek olsaydım gelecekte aileme ve arkadaşlarıma hediye olarak elbise, güzellik ürünü veya mücevher yerine başka şeyler satın alırdım. Unutmayın ki aynı şeyi iki kere giyip giymediğinizi kimse umursamıyor. Onlara kendilerini özel hissedecekleri bir şey vermelisiniz. Örneğin yemeğe çıkarın, daha da iyisi, kendi ellerinizle yemek pişirin. Kahve yapın. Çiçek alın, sırtına hafifçe süpriz bir masa yapın… Demek istediğim candan olun! Önemli olanın onları ne kadar sevdiğinizi göstermek olduğunu unutmayın.
Çevrenizdeki insanların zamanına değer verin. Söz verdiğiniz saatte orada olamama huyunuzdan vazgeçin; kimseyi bekletmeyin. Söz verdiğiniz zamanda, söz verdiğiniz yerde olun. İnsanlar sizinle vakit geçirdiği için minnettar olun.
Bu yıl aile olarak, yılbaşında birbirimize hediye almama kararı aldık, bu güzel bir şeydi çünkü alışveriş yapmanın baskısını üzerinde hissetmeden, bu çabayı birbirimize iyi dileklerde bulunduğumuz kartlar yazmak için harcadık. Dahası, ailemi, bana hediye almaya çalışırken hayal ettiğimde, ben öldüğümde o hediyelerle baş başa kalacaklardı bir süre sonra. Garip, ve hatta ezik görünebilir ama bu kartlar bana aceleye getirilmiş hediyelerden daha anlamlı geliyordu. Yılbaşı için pahalı hediyeler gerekmediğini anladım.

Paranızı yeni tecrübeler edinmek için harcayın ya da en azından edinebileceğiniz tecrübeleri tüm paranızı maddi eşyalara harcarken gözden kaçırmayın.
Arasıra da olsa plaja gitmeye çalışın. Ayaklarınızı kuma sokun. Yüzünüzü tuzlu suyla yıkayın.
Doğayla iç içe olun.
Telefonunuzla fotoğraf çekmek yerine o anın güzelliğini yaşayın. Saçınızı ve makyajını yapmak için saatlerinizi harcıyorsunuz, peki buna değiyor mu? Kadınların bunu kendilerine neden yaptığını asla anlayamayacağım.
Bazen erken kalkın ve kuşların sesini dinleyin. Müzik dinleyin. Müzik terapidir. Eski olanlar ise en iyileridir. Köpeğinize ya da bir hayvana sarılın. Onların enerjilerini hissedin.
Yaşamak için çalışın. Çalışma için yaşamayın.
Sizi ne iyi hissettiriyorsa onu yapın.
Gereksiz yere suçlu hissetmeyin, bu hayata yalnızca bir kez geliyorsunuz ve kalıcı değilsiniz…
Hayır demeyi öğrenin.
İnsanlar sizi yargılayacak diye yapmak istediğiniz şeylerden vazgeçmeyin.
Her fırsatta sevdiklerinize onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin.
Bir şey sizi mutsuz ediyorsa bunu değiştirecek gücünüz olduğunu bilin. İster iş hayatınızda ister aşk hayatınızda değişmekten korkmayın.
Size tavsiyelerim bunlar dinleyip dinlememek size kalmış. Bu arada son olarak eğer yapabiliyorsanız, kan bağışlamaya başlayın. Sık sık kan verin. Hem daha iyi hissedeceksiniz, hem de hayat kurtarmış olacaksınız. Yaptığınız her kan bağışı 3 kişinin hayatını kurtarabiliyor.
Aldığım kan bağışları sayesinde ailem ve arkadaşlarımla birlikte fazladan bir yıl daha geçirdim. Buna çok büyük minnet duyuyorum. Hayatımın en güzel zamanlarıydı.
Tekrar görüşene dek…”
Holly
alıntı:

* Birgün sultan, bahçıvanın yanına uğrayıp kendisine hediye edilen tayı sorar.- Bahçıvan efendi! nasıl bizim tay?- Asluh...
16/02/2020

* Birgün sultan, bahçıvanın yanına uğrayıp kendisine hediye edilen tayı sorar.
- Bahçıvan efendi! nasıl bizim tay?
- Asluhu nesluhu, sultanım.
- Nesi var?
- Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek, böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar; ancak bizim tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.
* Sultan, bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır ve tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister. Tayı hediye eden adam der ki:
- Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu, ineğe emzirttik.
* Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur ve sultan adamlarına emreder: "Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!"
* Başka bir zaman sultana, güzel görünüşlü iri bir hindi hediye edilir. Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.
- Asluhu nesluhu, sultanım.
- Bahçıvan efendi, bunun neyi var?
- Sultanım, asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca başlar ötmeğe. Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor. Galiba bunun da soyunda bir bozukluk var.
* Sultan, işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır. O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin, ördek yavrularıyla birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin de sırrı böylece anlaşılmış olur. Ve padişah emreder: "Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek".
* Sultan, güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak;
- Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı? Der.
- Asluhu nesluhu, efendim.
* Bende de mi? Der ve hemen son demlerini yaşayan annesine koşar.
- Anneciğim, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da. Bende bir sıkıntı var mı?
* Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya:
- Oğul, babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlannda genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun.
* Hakikati öğrenen sultan, bahçıvana seslenir:
- Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan! tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun, anladık da; benim durumumu nasıl anladın? bu nasıl bir bilgeliktir? söyle bana.
- Ey yüce sultan, bunu anlamaktan daha kolay ne var? Benim bildiğim sultanlar, ödül verirken verin bir kese altın! der. Sen ise, verin fazladan bir kap yemek diyorsun.
* Sultan adamlarına seslenir:
- Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!
* Asalet önemlidir efendim. Nesiller aslına çeker. "Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar." demiş atalarımız.

40 PARALIK ADAMLAR Toplumumuzda çok kullanılan bir sözdür."Kaç paralık adam ki"Sanki adamlığın ölçü birimi paraymış gibi...
22/01/2020

40 PARALIK ADAMLAR

Toplumumuzda çok kullanılan bir sözdür.
"Kaç paralık adam ki"
Sanki adamlığın ölçü birimi paraymış gibi.
Parası olana beyefendi denir.
Parası olmayan adam bile değildir.
Yaşlılar daha iyi bilir.
Eskiden öğrenciler de parayla değerlendirildi.
"40 paralık adamlar" denilirdi.
Eylem yapan, hakkını arayan öğrencinin genel adıydı bu.
"40 paralık adamlar"
Peki, neden 10, 20, 30 değil de, 40 paralık adamdı öğrenciler?.

Tarih; Teşrinisani 1924'tü.
Yani 1924 yılının Kasım ayı.
Bundan tam 96 yıl önce.
İstanbul'da tramvay şehir ulaşımı Konstantinopol isimli bir Belçika şirketine aitti.
Cumhuriyet kurulduktan sonra yabancı şirketlerle masaya oturulmuş ve sözleşmeye bazı şartlar konmuştu.
Bu şartlardan birine göre öğrenciler kimliklerini göstermek şartıyla yarı fiyatına tramvaya binecekti.
Belçika şirketi Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm şartlarını kabul etti..
Tramvayda tam bilet 80 para, öğrenci 40 paraydı.
Ancak Osmanlı döneminde her istediği yapılan Belçika şirketi sorun çıkarıyordu.
Öğrencilerden de tam bilet parası, yani 80 para istiyordu.
15 Kasım 1924'te Tıp Fakültesi öğrencileri örgütlendi.
İstanbul'un tüm duraklarında tramvaya binecekler ve 40 para ödeyeceklerdi.
Harbiye durağından binen bir grup öğrenci 40 para verince biletci kabul etmedi ve tramvayda olaylar çıktı.
Kavganın büyümesi üzerine vatman tramvayı durdurdu.
Olay yerine yetişen şirket işçileri ile öğrenciler arasında arbade yaşandı.
Yoldan geçen bazı vatandaşlar da hakkını arayan öğrencilere tepki gösteriyordu.
"Ne olacak, bunlar 40 paralık adamlar"
Bir anda iki el silah sesi duyuldu ve iki öğrenci vurularak yaralandı.
Silahı ateşleyen polis Harbiye karakolunua sığınarak linçten zor kurtuldu.

Ertesi gün İstanbul'daki tüm üniversite öğrencileri ayaklanmıştı.
Belçika şirketinin Beyoğlu'ndaki Metrohan'da bulunan merkezini basıp herşeyi talan ettiler.
Şirket yetkilileri canlarını zor kurtarıp Sirkeci'de bulunan Sansaryanhan'daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne sığındı.
Polisin ve şirket yetkililerinin tüm girişimlerine ve sözlerine rağmen olaylar 3-4 gün yatışmadı.

Sonunda 21 Kasım 1924'te, yani 96 yıl önce bugün Konstantinopol şirketi pes etti.
Artık öğrenciler her yerde tramvaya 40 paraya binecekti.
Bu, Cumhuriyetin ilk toplu öğrenci eylemiydi ve başarıyla sonuçlanmıştı.
İki öğrenciyi yaralayan polis memuru Hüseyin Efendi ise, "Silahım kendiliğinden ateş aldı" deyince, hapisten kurtuldu ama meslekten el çektirildi.
Bugün öğrenciler toplu ulaşım araçlarına yarım biletle biniyorsa, bu 1924 yılındaki o "40 Paralık adamlar"ın sayesindedir..
Eskilerin öğrencilere "40 paralık adamlar" demesinin nedeni de budur...

Faydalı bir iş istiyorsan, okumaya başla!'' Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya de...
18/01/2020

Faydalı bir iş istiyorsan, okumaya başla!
'' Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın.''
Benjamin Franklin
"Yasalar ölür, kitaplar ölmez."
Bulwer Lytton
"İyi kitaplar babalarını ebedîleştiren çocuklardır."
Eflatun
"Bir kitap, içinizdeki donmuş değerleri parçalayarak bir balta olmalıdır."
Franz Kafka
"İçinde iyi yanı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur."
Geothe
"İyi bir kitap insana can veren kandır."
John Milton
"Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır."
Jonathan Swift
"Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır."
Montaigne
"Kitaplardan insanı tanıdım."
Roosevelt
"Kitaplar soğuk ama, güvenilir dostlardır."
Victor Hugo
"Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir."
Jules Chore
"Ahlâk kurallarına uyan veya uymayan bir kitap diye bir şey yoktur, kitaplar ya iyi yazılmıştır ya kötü."
Oscar Wilde
"Kitaplar, beynin çocuklarıdır."
J. Swift
"Bütün iyi kitapları okumak, geçmiş anıların o mükemmel kişileri ile konuşmaya benzer."
Anonim
"Yazarlar ölür, kitaplar kalır."
Bulves Ligtton
"Tek bir kitabın adamı olmaktan kendini koru."
D'israeli
"Okuyun ve kitabı hayatınızın merkezi yapın."
Taha Kıvanç, Zaman, 24.07.1998
"Kâmil odur ki; koya her yerde bir eser,
Eseri olmayan yerinde yeller eser."
Hz. Hadimî
"Okuduğumuz kitap bir yumruk gibi bizi uyarmıyorsa ne işe yarar?"
Franz Kafka
"Okuduğumuz eser, sizi fikren yükseltip, içinizi iyi duygularla doldurmalıdır."
Alexandre Pope
"Ümitle açılıp, kazançla kapanan kitap iyi bir kitaptır."
Alcott
"İyi kitaplar okumayan adamın okumuş olmasıyla cahil kalması arasında hiçbir fark yoktur."
Mark Twain
"Kültür, bilginin şuurlaşmasıdır."
Ahmet Selim
En iyi kitapların okunması, geçmiş yüzyılların en büyük insanlarıyla konuşmak gibidir.
(Descartes)
Okuyarak dünyamızı, tarihimizi ve kendimizi keşfederiz..
(Daniel J.Boorstin)
Asgari okuyan asgari ücrete talim eder.
(Okuyun ve Zenginleşin isimli kitaptan)
Cümleler zihnimize gerçekleri çakan çivilerdir..
(Diderot)
Kitaplar sadece ilham vermek içindir..
(Ralph Waldo Emerson)
Kitapsız yaşayamam..
(Thomas Jefferson)
Kitabın hala fikirlerin temel taşıyıcısı olduğuna inanıyorum
(George Will)
Her okur bir lider değildir, fakat her lider bir okur olmalıdır
(Hanry Truman)
Gelecek, ihtiyacı olan şeyleri yapabilmek için neyi öğrenmesi gerektiğini bilenlerindir..
(Denis Waitley)
Okumak zihni sadece bilgi malzemesiyle doldurur, okuduğumuzu bize mal eden düşünmedir
(John Locke)
Süratli okuma hakkında bir kursa gittim ve Savaş ve Barışı 20 dakikada okumayı başardım. Olay Rusyada geçiyor
(Woddy Allen)
Okuyabilen herkes derinden okumayı ve böylece daha dolu yaşamayı öğrenebilir
(Norman Cousins)
İyi yazma dekorasyon değil, mimarlıktır
(Ernest Hemingway)
Okuyanlar iki misli daha iyi görür
(Maender)
Bazı kitapların tadına bakılmalıdır Diğerleri yutulmalıdır Ve çok azıda çiğnenip hazmedilmelidir
(Francis Bacon)
Bazı öğrenciler bilgi pınarından içerler. Diğerleri sadece gargara yaparlar
(E.C. Mckenzie)
Bilge kişiler hayatın dertlerine çareyi kitaplardan bulurlar
(Victor Hugo)
Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir.
(Lord Byron)

"ÇOCUKLARIMIZA YARI TATİLLERİNDE İLK  MASALLARI BENDEN".."Masal deyince kahramanlar gelir hep aklımıza, o kahramanları m...
18/01/2020

"ÇOCUKLARIMIZA YARI TATİLLERİNDE İLK
MASALLARI BENDEN"..

"Masal deyince kahramanlar gelir hep aklımıza,
o kahramanları masallarda okuruz.
Kim bilmez pamuk prenses'i ve yedi cüceler'i.
beyaz atlı prensleri.
Sepetinde elma taşıyan cadıyı.

Yaşlanmış olan cadılar,
yaşlanmakla cadılaşmak arasında alâka kurmamızın nedeni, cadıların yaşlılar arasından seçilmesi,cadılaşanların yaşlanmayı seçmesi.
Yaş aldıkça (yaşlandıkça) güzele ve güzel olanlara kin beslemesi..!

"Biz la Fontaine masalları ile büyüdük..
Hayvanları konuşturan adam..

'kargayla tilki masalı vardı.hatirlasıniz.!?
Zavallı kargalar sadece çirkin değil , aynı zamanda aptaldırlar.
Tilkiler ise kurnaz,sinsi, uyanık ve çıkarcı.
Haydi sesin güzel bir şarkı patlat dostum .!
Karga gaklar gaklamaz peynirini kaptırır..

"Aldatılmak,kandırılmak".!
"Sakın açmayın ağzımızı;yoksa peynirinizden olursunuz"... Öğütledi la Fontaine..

Olsun ve bee Fontaine amca ,
biz yine peyniri kaptırmaktan korkup, şarkı söylemekten kaçınmayalım,
Tilkiler karşısında açmadik ağzımızı,
titizlikle korumaya çalıştık peynirlerimizi .
Peyniri kaptırmamayı, şarkı söylemeye yeğledik
hayatımız boyunca..
O peynirleri korumakla geçti hayatımız.

'Hatirlarsaniz,la Fontaine bir de karınca ile Ağustos böceğinin hikayesini anlatır:
Ağustosböcegi bütün yaz boyu aylak aylak gezer, şarkıları söyler,sazı düşürmez elinden.
Yarını düşünmemiş, çalışmamış,biriktirmemiş,
Böylece olunca cezasını çekmiş hani..

Karınca ise doğalgazlı peteğin önünde ayaklarını uzatmış, sıcacık,kiler ağzına kadar dolu ,
evinde keyif çatar..
Biriktirmişte biriktirmiş,
yığdikça yığmış ,
Buğdaylar,nohutlar,teneke teneke yağlar ..
E çalışmış,kazanmış,istif etmiş varını yoğunu..

Agustbocegi hesabını bilmeyen, yarınını hesaplamayan, keyfine düşkün,serseri ..

Karınca,tam zıddı, çalışkan,ne istediğini,nereye gittiğini bilen, akıllı uyanık, tam bir hesapçı..

Yarın gelicekse bir gün kışta gelir ;
ve geldi , ağustosböcegi aç,ve donmak üzere ,
çaresiz karıncanın kapısını çalar ,
biraz yiyecek ister ,
Karınca "hadi ikile buradan ,
daha önce aklın neredeydi?
yazın gezip şarkı söylerken düşünseydin...!

Ahu şu masallar! .. masallar..!

Ağustosböcegi de tıpkı karga gibi şarkı söylemenin cezasını çeker.
Biri peynirini kaptırmış..
diğeri bir peynir sahibi bile olamamıştır hayatı boyunca..

İlkinde tilki kargayı kandırıp peynirini alır,.ikincisinde ağustosböcegi karincadan zırnık bile almayı başaramaz.

Belki karganin haline gülersiniz,
'O da aklını kullansaydı " ALLAH akıl fikir vermiş falan diyebilirsiniz,

fakat Ağustoböceğinin hikayesi çok trajiktir.
Neden mi ?
Fakirlerin yüzüne kapıyı kapatan,
çatlama ,patlama ne olur ,çalış seninde olur diyen karınca sürüsüne özenenler ,
ACIMASIZ ,ve VİCDANSIZ!

Bu vatanın vicdan ve merhamet sahibi çocukları
Ağustosböceğine 'oh olsun' diyemez ,
İçinde bir burukluk duyar ,.merhametten de öte..

Şimdi ağustosböcegini tanıyalım çocuklar;
bu böcek yaza doğru yumurtadan bir kurt olarak çıkar,sonra kanatlı bir böcek olur.
gebe kalan dişi böcek , yumurtalarını ısıtmak zorundadır.
Güneşli bir dala kancalı ayaklarını takar ve yapışır,
Ağustos böceği kuş gibi ötmez.
Sırtında halkalar vardır,
onları sürter durur,o ses hayatın nabız atışıdır,
Bu sürtüş sonucu yoğun bir sıcaklık olur ,
ve anne böceğin yanma pahasına yumurtalıktaki tohumlar olgunlaşır.
Günler kisalir,havalar soğur,
İşte o zaman karnı çatlamış,
ipince zar kabuğu halinde bir böcek kabuğu görürsünüz,kış gelince ,Güneşli dünyadan göçüp gitmiştir ağustosböcegi ortada yoktur ki artık
karıncaya muhtaç olsun...el avuç açıp dilensin.
Ağustosböcegi acı bir yaratma olayını temsil eder ,
yaratmak için kendisini feda eder..

'ŞARKI SÖYLEDİĞİ İCİN ÖLENLERE DEGİL,.
BİR ŞARKI BİLE SÖYLEMEDEN ÖLENLERE ACIYIN.

Ben şahsen,karıncanin aşırı temkinligi yerine ,
Ağustos böceğinin ser -seriliğine yeğlerim.

Karınca yaşamak için ,çöp parçasını esirgenken,. ağustosböcegi hayatını feda eder yaratmak için .

O halde biriktirmeyelim,yiğmayalim,
insanlara gerekeni gerektiği gibi verelim...
Bilgimizi, enerjimizi, bize bahşedilen ne varsa
paylaşalım..

'' Aynı bilgi ve birikime sahip beynimizle öyle sorular buluruz ki, aynı bilgi ve birikime sahip beynimiz bu sorulara ve...
27/12/2019

'' Aynı bilgi ve birikime sahip beynimizle öyle sorular buluruz ki, aynı bilgi ve birikime sahip beynimiz bu sorulara verecek cevap bulamaz.''
Albert Einstein
-------

NEDEN BEYİN FIRTINASI?
Çünkü;
BEYNİMİZ
* Hafızası 2,5 milyon GB.
* Ağırlığı vücudumuzun % 2 si.
* Ağırlığın %2’si % 98’i yönetiyor.
* % 80’i su.
* Yüz milyar nöron/hücre.
* Kanın % 15′ini kullanıyor.
* Alınan oksijenin yüzde 25’ni kullanıyor.
* Gıdaların % 20′sini kullanıyor.
* Sadece glikozla besleniyor.
* Varlığını su içinde sürdürüyor.
* Anne karnındaki üçüncü aydan sonra her şeyi kaydediyor.
* Motivasyon ortamında gücü yükseliyor.
* Sürekli yeni fikirler üretiyor.
* Dingin ve mutlu olduğu zamanlar daha yaratıcı oluyor.
* Psikolojik huzur beslenmesi anlamına geliyor ve huzurlu ortamda yaratıcılığı deha sonuçlara ulaşıyor.
* Hangi hareketin yapılması gerektiğine bir anda karar veriyor.
* Potansiyelinin ortalama % 10’unu kullanıyor.
* Sağ ve sol lobdan oluşan bir yapı şeklinde.
* Her iki lob birbiriyle koordineli çalışarak bilgi alış verişi yapıyor.
* Sağ lobun yetisi sol lobda yok, sol lobun yetisi de sağ lob da yok bu nedenle sürekli birbirleriyle alış veriş içindeler.
* Lobların biri sevgi ağırlıklı, diğeri mantık ağırlıklı çalışıyor.
* Lobların biri aşırı duygusal diğeri gerçeklerden yana.
* Lobların biri hayalci diğeri hayalleri süzgecinden geçirdikten sonra karar veriyor.
* Lobların biri havalarda uçarken diğeri dizginleri elinden tutuyor.
* Stres, öfke ve psikolojik travmalardan olumsuz etkilenerek işlevselliklerini askıya alıyor ve durağanlaşıyor.
* Strese karşısında yenilmişlik duygusu yaşıyor.
* Öfke anında ise sağ ve sol lob arasındaki bağ
neredeyse geçici olarak duruyor, birbirini
destekleyen sağ ve sol lobun işlevi geçici olarak askıya alınıyor.
* İyi ya da kötüyü her şeyi belleğinde depoluyor.
* Gelişim, değişim, kalite, yaratıcılık gibi pozitif
değerler konusunda sürekli kendisiyle yarışıyor.
* Büyük düşünüyor.
* Her şeyi merak eden bir yapıya sahip,
* Sürekli keşfetmek duygusu yaşıyor ve bu duygusu hiç değişmiyor,
* Öğrenmeye meraklı bir yaşam bilincine sahip,
* Daha iyi bir geleceği hayal etiği için sürekli gelecek endişesi yaşıyor.
* Henüz ölçülemeyen hıza sahip.
* Devamlı daha iyiye, mükemmele, kalite ve başarıyı odaklı büyülü bir yaşam düşünüyor.
* Zayıf tarafına gelince dram kokan hüzünler karşısında durağanlaşıyor, yaratıcılık gibi özelliklerini erteliyor. Ancak kısa sürede kendini toparlayarak hiçbir şey olmamış gibi günlük yaşamına devam ediyor.
* Dünyada bir eşi daha olmayan araştırma geliştirme laboratuvarına sahip.
*En büyük özelliklerinin birisi bir öğretmen gibi sürekli kendisini eğitiyor.
("BEYNİN ŞİFRESİ")

Address

Cumhuriyet
Istanbul

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kuantum Psikoloji "zeitgeist" posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share