10/05/2025
Bazen nasıl hissettiğimizi hiç düşünmeyiz veya üzerine kafa yormayız. Ta ki karşımıza kendi iç dünyamızı yansıtan bir ifade çıkana kadar! Kendimizi bize fark ettirir bazen, bazen de an da kalmamızı sağlar. Duygular misafir gibidir demişti bir hocam onları kabul et, ağırla ve vakti geldiğinde uğurlamayı bil. İyileşmenin başlangıcı da kabulle başlar zaten. İyileşme, dirençle değil, teslimiyetle başlar. Acının, kaybın, geçmişin ya da şu anki duyguların inkarı bizi daha derine çekerken; onları oldukları gibi kabul etmek, ilk nefesi almaktır iyileşme yolculuğunda. Kabul, pes etmek değil; yaşananların gerçekliğini tanımaktır. “Evet, bu oldu” diyebildiğimiz anda, içsel direniş yavaş yavaş çözülür ve değişim için alan açılır. Kabul, kendimize şefkatle bakmanın ve ilerlemenin ilk adımıdır. Kabul ettiğimizde, artık enerjimizi inkâra ya da kaçmaya değil, iyileşmeye yönlendirmeye başlarız. Kendimize daha şefkatli yaklaşırız. “Neden böyle hissediyorum?” yerine, “Bu duygumun bana anlatmak istediği ne?” diye sormaya başlarız. Böylece iç dünyamızla bağ kurar, ihtiyaçlarımızı görür ve kendimizi yeniden inşa etmeyi deneriz..