Kütahya BLC Behavioral Learning Center

Kütahya BLC Behavioral Learning Center Çocukların gelişme ve öğrenme çağında çok problemi olabilir. Bu problemleri çözmeden onla

19/10/2023

🤔
İŞ ve eş gereği ABD Houston Teksas’ta yaşıyorum. Geçen hafta başımdan geçen ilginç ve gerçekten çok etkilendiğim olay, evime yakın bir postanede gerçekleşti. Yeni yıl hediyesi olarak internet aracılığıyla satın aldığım kol saati paketten camı çatlamış çıkınca, vakit kaybetmeden derhal iade formunu doldurup soluğu postanede aldım. Postaneye girdiğimde 20-25 kişi kuyrukta hizmet bekliyordu. Burada Noel de yaklaştığı için marketten bir ekmek bile alınsa mecburen onlarca insan arkasında sıraya dizilip normalden çok daha uzun süre beklemek zorunda kalınıyor. Hizmet eden sayısı sadece 2 kişi olunca, hele bir de hizmet edenler işinden, canından bezmiş bir suratla ve isteksizliğin yansıdığı süratle iş görünce bekleme süresi sabırları zorlayacak düzeye tırmanıyor. Girdiğim kuyrukta arkama döndüğümde bir 30-35 kişinin daha geldiğini gördüm. “Neyse, en azından ortalardayım” diye sevinme payı çıkardım. Tam 40 dakika sonra sıra bana geldi. Paketi görevliye uzattım, “Adresler üzerinde yazılı” dedim. “Paketi neden bantla kapatmadınız?” diye sordu. Girişteki“Paket içeriğini görmek isteyebiliriz. Lütfen paketlerinizi açık bulundurunuz”uyarısını gösterdim. Sesini yükselterek sinirle “Kapıda ne yazdığını iyi biliyorum. Derhal paketinizi bantlayın” dedi. Sıradaki herkes artık bizi dinliyordu. Yanı başındaki bantı göstererek, “Rica etsem verebilir misiniz?” dedim. Yanıt yine aynı yüksek sesle geldi: “Hayır, o bant bana ait, müşteri kendi bantını kullanacak!” “Yanımda bant yok, sizin bant için para ödesem...” dediğim an görevli hanım sesini daha da yükseltti. 3 adım ötede, bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki, sadece paketleme servisleri için yapılmış 20 dolarlık bantı işaret ederek satın almamı istedi. “15 santimetrelik kutu için bana o bantı aldırmanız size mantıklı geliyor mu?” diye sordum. “Bantı al ve derhal sıranın sonuna geç!” diye bağırırken sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Aynı hışımla kuyruktaki bir sonraki kişiyi (“Sıradaki” anlamına gelen) “Next!” diye çağırdı. İşte o an dondum kaldım... Çünkü sırada hiç kimse ilerlemedi. Sıranın başındaki beyefendi, “Şu kutuyu derhal bantlayın ve hanımefendinin işini bitirin önce” dedi. Görevli öfkeyle bağırıyordu: “Anyone else... Next!” 30 kişi yerinden kıpırdamıyordu. İkinci görevliye de gitmiyorlardı. Hizmet durmuştu. Sıradan bir yaşlı bayan, “76 yaşındayım ve dizlerim ağrıyor, ama o bayanın paketini bantlayıp görevinizi yerine getirmediğiniz sürece buradan bir adım atmıyorum” dedi. Görevli elimden paketi sinirle çekip kutuyu benim söylediğim postane bantıyla yapıştırdıktan sonra ödememi alana kadar karmakarışık duygularla kalakalmıştım. Neredeyse ağlamak üzereydim. Sıraya dönüp “Thank you all” (Hepinize teşekkürler) diyebildim sadece... Gülümseyerek el salladılar.
Dışarı çıkıp arabama oturunca kontağı çalıştırmadan bir süre park yerinde düşündüm. Herkesin işi gücü var. Nasıl oldu da tek bir kişi “Acelem var” diyerek sıranın önüne atlamadı? Nasıl oldu da onca kişi bir kişiye yapılan haksızlık için tepki gösterdi? O sırada benden hemen sonraki yaşlı beyefendi işini tamamlamış, dışarı çıkmıştı. Arabama yaklaştı, pencereyi açtım. Gülümseyerek kafamdan geçen soruları yanıtladı: “Size yapılan bu yanlış için üzgünüm. Doğada hayvanlar, ağaçlar ve hatta mikroplar birbirleriyle bağ içerisinde hareket ederken biz insanlar birbirimizden çok koptuk. YANLIŞ, anında tespit edilerek sineye çekilmeden, derhal toplu olarak tepki gösterilmez ise ‘NORMALLEŞTİRİLİR’. O hizmet eden bayan bir dahaki sefere yanlış yaparken iki kez düşünecek. Biz görevimizi yaptık. Hadi size iyi seneler...”
Neva Çiftçioğlu Banes

Bir yarışta (aşağıdaki fotoğraf), Kenya'yı temsil eden atlet Abel Mutai, bitiş çizgisinden sadece birkaç metre ötedeydi,...
13/04/2023

Bir yarışta (aşağıdaki fotoğraf), Kenya'yı temsil eden atlet Abel Mutai, bitiş çizgisinden sadece birkaç metre ötedeydi, ancak yarışı tamamladığını düşündü koşmayı bıraktı. İspanyol atlet Ivan Fernandez tam arkasındaydı ve neler olduğunu fark etti, koşmaya devam etmesi için Kenyalı Abel’e bağırmaya başladı; ama Mutai’nin İspanyolca'nın anlamadığını bilmiyordu. Sonra İspanyol atlet onu zafere itti. Bir gazeteci Ivan'a "Bunu neden yaptın?" Diye sordu. Ivan, "Hayalim bir gün bir tür toplum yaşamına sahip olabileceğimizdir" dedi. Gazeteci "Peki neden Kenya'lının kazanmasına izin verdiniz?" Ivan, "Kazanmasına izin vermedim, kazanacaktı" diye yanıtladı. Gazeteci yine ısrar etti, "Ama kazanabilirdin!" Ivan ona baktı ve cevap verdi, "Ama zaferimin değeri ne olacaktı? O madalyanın onuru ne olurdu? Annem bunun hakkında ne düşünürdü?" Değerler nesilden nesile aktarılır. Çocuklarımıza hangi değerleri öğretiyoruz? Çocuklarımıza yanlış bir şekilde öğretmeyelim.

ÖNYARGILAR...Bu resim ortalığı birbirine katmıştı. Okula çağırdılar, psikolog ve polis ifade aldı, müdür nasihat verdi. ...
22/10/2022

ÖNYARGILAR...

Bu resim ortalığı birbirine katmıştı.

Okula çağırdılar, psikolog ve polis ifade aldı, müdür nasihat verdi.
"Çocuğa sordunuz mu? Ne resmi çizmiş?"
"Evet" dediler, "benim ailem" demiş.

"Bir çocuğun tüm aile ile birlikte kendini iple asması normal değil, sizi kontrol altında tutacağız" dediler.

Eve geldik, bir zaman sonra "çocuğum yaptığın resmi gördüm" dedim.

"Hoşuna gitti mi ?"diye sordu, "yani fena değil ama tam anlayamadım" dedim.

"Baba niye anlamadın, bütün aile su altında dalış yapıyoruz Antalya'da."😊
Alıntı

Peşin hüküm verip yargılamadan önce dinleyip anlamaya çalışın lütfen.
Aksi halde bazen komik, bazen trajik, bazen de trajikomik durumlara düşebilirsiniz.
Etkin dinleme ve empati
Alinti

…..Bir-kaç gün önce yolumun üstündeki PTT şubesine girdim. Projeden dönen genç arkadaşlarımıza  youthpass belgelerini gö...
17/04/2022

…..
Bir-kaç gün önce yolumun üstündeki PTT şubesine girdim. Projeden dönen genç arkadaşlarımıza youthpass belgelerini göndermem gerekiyordu. Kargo fiyatları -hepimiz tarafından bilindiğinden- en ekonomik olan yolu tercih etmiştim. Küçük PTT şubesi pandemi koşulları gereği içeri üç kişi alabiliyordu. İkinci sıradaydım. Önümde genç bir hanım efendi vardı. Anladığım kadarıyla işi uzun süreceğe benziyordu. Üç büyük kolisi vardı. Kolileri önce tek tek kantara çıkarıldı. Tartıldı ve sonra boyutları ölçüldü, ardından hesaplamalar yapıldı. Gişedeki memur ne kadar tuttuğunu söylediğinde ‘bu kolilerde kitaplar var. Siirt’teki bir köy okuluna gönderiyorum. Biriktirmem aylarımı aldı. Acaba bir indirim yapmanız mümkün değil mi?’ dedi.Memur yapabileceği bir şey olmadığı karşılığını verdi. Öğretmen olduğunu anladığım bu arkadaşa ‘ödemeyi paylaşabilir miyiz ’diyemediğimin pişmanlığını bir ömür boyu taşıyacağımdan adım gibi eminim. Biraz kırgın ama iyiliğini gerçekleştirmiş insanlara özgü rahatlamasıyla kapıdan çıkarken arkasından hayranlıkla izledim kendisini. İyi ki varsınız öğretmenim dedim içimden. Gösterişten uzak, sağ elinin verdiğini sol elinin bilmemesine güzel bir örnek bıraktın bizlere.
……
‘Hisarcık’a bağlı Çatak köyü ilkokulunu teftişe gitmiştik. Köy evinde muhtar öğle yemeğine davet etti. Yemekten sonra tuvalet ihtiyacımı nerede giderebileceğimi sorduğumda az aşağıdaki köy camisinin tuvaletini kullanabileceğimi söylediler. Açıkçası köy yerinde herkesin kullandığı-çok kirli olması muhtemel-tuvaleti kullanmak hiç içimden gelmedi. Muhtar: ‘çekinmeyin müfettiş bey tuvaletimiz temizdir’ demesi beni çok az olsa da rahatlatmıştı. Çekinerek girdiğim tuvalet gerçekten temizdi. Üstelik tuvalet kağıdı bile vardı. Ellerimi yıkamak için kullandığım lavaboda sıvı sabun ve kağıt havlunun olması şaşkınlığımı artırdı . Ama daha da şaşırdığım diş fırçaları ve macunların bulunduğu duvardaki dolabın olmasıydı. Köy odasına döndüğümde çaylar gelmişti, muhtar: ‘dediğim gibi çıktı değil mi müfettiş bey?’ diye sorunca hayretimi gizleyemedim. Nasıl böyle temiz bir tuvaletiniz var muhtarım,hayatımda ilk kez böyle bir köy tuvaleti görüyorum dedim. Gülümseyerek, camii imamımız Adem Hoca köylülere temizliğin sünnet olduğunu; Peygamber Efendimiz abdest almadan dişlerini de fırçalardı demesi üzerine cemaatin diş fırçalarını da getirmesini sağladı demişti.
Üç ya da dört yıl sonra Domaniç’in Berçin köyünde teftişteydik. Yemekten sonra tuvalet sorduğumda yine köy camisinin tuvaletini kullanabileceğimi söylemişlerdi. Yine çekinerek girdim tuvalete. Fakat tuvalet gerçekten temizdi. Yine tuvalet kağıdı vardı. Çıkışta sabun,kağıt havlu ve hatta diş fırçaları.. Topluluğun yanına döndüğümde farkında olmadan ‘Adem Hoca bu köye mi tayin edildi yoksa’ demişim. Evet nerden biliyorsunuz müfettiş bey? Karşılığını almıştım.’
….
Öykümün kadın kahramanına Elif adını yakıştırıyorum. Erkek kahramanına da zaten Adem demişim. Elif öğretmenimin üç koca koliyi şubeye tek başına taşıdığının tanığı olmayı,-en azından taşımasında katkım olmasını- çok isterdim. Maalesef şubeye girdiğimde taşıma işini çoktan bitirmişti. (Muhtemelen tek başına yapmıştı) Çünkü alnında boncuk boncuk duran terlerini görmüştüm. Ama Adem Hocayı hiç göremedim. Onun öyküsünü Ali arkadaşımdan dinlemiştim. Ali,Adem’le karşılaşmış mıydı, kahramanımın elini sıkmış mıydı onu da bilemiyorum. Ama ne istiyorum biliyor musunuz: bu iki kahramanımla bir araya gelmek: onlara ‘yarattığınız kelebek etkisinin nasıl bir iyilik iklimine dönüştüğü bilmenizi isterim’ demek ve ellerinden minnetle öpmek.
Cüneyt KÖŞE Kütahya,17 Nisan 2022

Duygusal zeka (EQ) kişinin başkalarıyla empati kurması, duygularını tanıması ve yönetmesi olarak tanımlanıyor. EQ, ikili...
21/03/2022

Duygusal zeka (EQ) kişinin başkalarıyla empati kurması, duygularını tanıması ve yönetmesi olarak tanımlanıyor. EQ, ikili ilişkilerden iş hayatına kadar yaşamımızı etkileyen önemli faktörlerden birisi. Hatta uzmanlar başkalarının duygularını kontrol edebilme yeteneğini de kapsayan ve bazı insanlarda görülen yüksek EQ seviyesinin yüksek zeka seviyesinden bile daha etkili olduğunu vurguluyor.

Amerikalı ve ünlü bir kişisel gelişim uzmanı olan Tony Robbins, TalentSmart tarafından milyonlarca insandan toplanan verileri bir araştırmasında yorumladı. Araştırma sonuçlarına göre duygusal zekanın göstergesi olan 14 özelliği şöyle sıralıyor:

1. Duygusal zekası yüksek kişilerin kelime hazineleri de geniştir.
2. Tanımadıkları kişileri bile merak edebilirler.
3. Değişiklikten korkmamak duygusal zekayı gösterir.
4. Güçlü ve zayıf taraflarını iyi tanırlar.
5. Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlayabilirler.
6. Kolayca alınıp gücenmemek, kin tutmamak duygusal zekanın en önemli işaretlerinden.
7. Kendini iyi kontrol edebilirler.
8. Hata yapmaktan korkmazlar.
9. Karşılık beklemeden iyilik yapabilmek duygusal zekayı gösterir.
10. Negatif insanlardan uzak dururlar.
11. Yüksek EQ’lu insanlar mükemmeli aramazlar.
12.Sahip olduklarının değerini bilirler.
13. Duygusal olarak zeki insanlar dinlenmeleri gerektiğini bilirler.
14. Başkalarının günlerini mahvetmesine asla izin vermezler.

Peki siz ve çocuğunuz bu özelliklerden hangilerine sahipsiniz?

DOĞAN CÜCELOĞLU'NDAN BÜTÜN ANNE BABALARIN VE ÖĞRETMENLERİN OKUMASI GEREKEN BİR HİKAYEBir gün seminere başlamadan önce kı...
12/02/2022

DOĞAN CÜCELOĞLU'NDAN BÜTÜN ANNE BABALARIN VE ÖĞRETMENLERİN OKUMASI GEREKEN BİR HİKAYE

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım. Hayatım değişti.

O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır."Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
*sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu.* Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için geldiğim*
İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!*
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?*
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz."

- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.
Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.

Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti.

"Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim!
Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!*
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.
Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"

- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.
İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum.Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
"Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim. Kucaklaştık.
"Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur.
Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler.
Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.
Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

Doğan CÜCELOĞLU

SINAVDA SIFIR ALMAK...Rusya’da en yüksek not 5 iken, bir çocuğun boş kağıt verse bile alabileceği en düşük not 2 imiş. B...
20/11/2021

SINAVDA SIFIR ALMAK...

Rusya’da en yüksek not 5 iken, bir çocuğun boş kağıt verse bile alabileceği en düşük not 2 imiş. Bu uygulamadan yeni haberdar olan birisi şaşkınlıkla Moskova Üniversitesi’nden Dr. Theoder Medraev’e sormuş;

”Boş kağıt veren bir öğrenciye neden 0 yerine 2 veriyoruz, niye öğrencilere adil davranmıyoruz” diye.

Medraev bu soruyu,

“Her sabah 7′ de, soğuk havalarda bile kalkıp okula gelen, tüm dersleri takip eden, toplu taşıma ile sınava saatinde yetişen ve soruları cevaplayamasa bile en azından sınava giren ve başka bir hayat yaşayabilecekken okumayı seçen birine nasıl 0 verebiliriz. Biz, sadece sınavdaki sorunun cevabını bilmiyor diye hiçbir öğrenciye 0 veremeyiz. En azından insan olduğu ve denediği için o öğrencilere de saygı göstermeliyiz.” diyerek cevaplamış.

Düşündüm de; doğduğumuz andan beri küçüklü, büyüklü ne kadar çok farklı farklı sınavlarla karşı karşıya kaldığımızı, zaman zaman aldığımız 0 lar nedeniyle nelerden vazgeçtiğimizi ve bu vazgeçişler nedeniyle asla keşfedilmeyen potansiyelleri…!!!

Düşününce paylaşmak istedim, yıkmanın en kolay iş olduğunu, asıl zor olanın yapıcı yaklaşarak, ilmek ilmek yol almak olduğunu. Hakkınız yense de, 0 alsanız da hayatın önünüze getirdiği sınavlarınızda bilin ki asıl hakkettiğiniz notunuzun en az 2 olduğunu.

Bir sınavda başarısız da olsanız, deniyor olmak bile bir başarı değil midir.?

Anaokulu öğretmeni şöyle dedi; "10 yıl önceki çocuklardan o kadar gerideler ki. Oyun kurma becerileri yok, ben kurmasam ...
14/11/2021

Anaokulu öğretmeni şöyle dedi; "10 yıl önceki çocuklardan o kadar gerideler ki. Oyun kurma becerileri yok, ben kurmasam oturup bakarlar ya da ağlarlar sıkıntıdan. Öğrendikleri tek beceri izlemek" Bugün oyun kuramamak, yarın iş kuramamak, ilişki kuramamak, üretmemek demek...

31/05/2021

Life has two rules:
quit
remember rule #1

"Hayatın iki kuralı vardır.
1) Asla pes etmeyin.
2) Daima birinci kuralı hatırlayın."

Gencecik bir öğretmen.Adı, Özlem Erdoğan.Elazığ’ın Arıcak ilçesine bağlı...Başçavuş köyüne öğretmen olarak atandı.Birinc...
01/03/2021

Gencecik bir öğretmen.
Adı, Özlem Erdoğan.
Elazığ’ın Arıcak ilçesine bağlı...
Başçavuş köyüne öğretmen olarak atandı.
Birinci sınıfları okutacaktı.
8 yaşındaki görme engelli bir öğrenciyi fark etti.
Caner’in görme engelli olduğunu görünce, üşenmedi.
Braille Alfabesi kursu aldı.
30 saat ders işledi.
Üstüne her gün 2 saat Caner ile ilgilendi.
Okula bile gelmek istemeyen Caner,
Özlem öğretmen sayesinde..
Önce okula gelmeye başladı.
Arkasından da okuma yazmayı öğrendi.
Bu evdeki yaşamını da etkiledi.
Çok sinirli ve ağlayan o Caner gitti.
Kendine güvenen, olgunlaşan bir Caner oldu.
Gencecik bir öğretmen bir yaşama dokundu.
Diyorum ya..
Dünya hala dönüyorsa..
Böyle güzel insanlar sayesinde dönüyor.
İyi ki varsınız Özlem Öğretmen..

Araştırma: Başarılı Çocukların Ebeveynlerinin Yaptığı 9 ŞeyÜstün başarılı insanların özellikleri ve onları diğer insanla...
10/01/2021

Araştırma: Başarılı Çocukların Ebeveynlerinin Yaptığı 9 Şey
Üstün başarılı insanların özellikleri ve onları diğer insanlardan ayıran farklılıkları üzerine çok sayıda kitap ve makale yazıldı. Ama eğer bir ebeveynseniz, sizin için en zorlayıcı soru, “Çocuğumun hayatta başarılı olmasını sağlamak için ne yapmalıyım?” olacaktır. İşte bilim insanlarının bu konuda söyledikleri:

1.İstedikleri her şey olabileceklerini söylemeyin.

C+R adlı bir pazar araştırma şirketinin 400 ergen üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre, Amerikalı çocuklar gelecekte ihtiyaç duyulacak mesleklerle ilgilenmiyorlar. Bunun yerine, Amerika’daki meslek dallarının yüzde birine karşılık gelen müzisyenlik, sporculuk, video oyunu tasarımcılığı gibi meslekleri tercih ediyorlar. Oysa önümüzdeki on yıl içerisinde sağlık ya da inşaat sektöründeki mesleklerin (Amerika’da) çok değerli meslekler olacağını biliyoruz. Neden onları gelecekte, ciddi bir istihdam sorunu yaşanacak yüksek maaşlı mesleklere yönlendirmeyelim?

2.Akşam yemeklerini ailece aynı sofrada yiyin

Harvard Üniversitesi’ne bağlı kar amacı gütmeyen bir kuruluşun yaptığı araştırma, haftada en az 5 kez ailesi ile birlikte sofraya oturan çocuklarda, madde bağımlılığına yakın olma, genç yaşta hamile kalma, obezite ve depresyon eğilimlerinin daha az gözlemlendiğini ileri sürüyor. Ayrıca araştırmaya göre bu çocukların not ortalamaları daha iyi, kelime dağarcıkları ve özgüvenleri daha yüksek düzeylerde oluyor.

3.Ekransız zamanları zorunlu kılın.

Pek çok araştırma, çok fazla tablet ve telefona maruz kalan çocukların beyinlerinde kalıcı değişiklikler olduğunu gösteriyor. Ekran kullanımı, özellikle dikkat, odaklanma, kelime dağarcığı, sosyal beceriler gibi bazı becerilerin gelişimini engelliyor. Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) 18 aydan küçük çocuklara, görüntülü arama dışında hiç ekran gösterilmemesini öneriyor. İki ile beş yaş arasındaki çocuklar için ise günde bir saati aşmayacak ekran kullanımı öneriliyor. Daha büyük yaştaki çocuklar için ise tablet ve telefon kullanımının, yeterli bir uykunun, sosyalleşmenin ve hareketin yerini almadığına emin olmak gerekiyor. AAP’ye göre ebeveynler yemek masasını, yatak odasını ve arabayı medyadan uzak yerler haline getirmeliler.

4.Çalışın

Çalışmayan anne olmanın kesinlikle ailevi yararları vardır. Fakat Harvard Business School araştırmacıları, çalışan annelerin kızlarının, yüksek kazançlı işlerde çalışma ve üst düzey pozisyonlarda istihdam edilme olasılıklarının, anneleri çalışmayan kız çocuklarına göre daha yüksek olduğunu buldular.

5.Onları çalıştırın

Stanford Üniversitesi eski dekanı ve Bir Yetişkin Yaratmak kitabının yazarı Julie Lythcott-Haims, 2015 yılındaki yayınlanan TED konuşmasında, Harvard Grant araştırmasına değinerek, iş hayatında profesyonel başarı elde eden pek çok katılımcının çocukluk döneminde ev işlerine yardımcı olduğunu söyledi.

6.Hazzı erteleyin

1972 yılına ait ünlü “Marşmelov Deneyi”nde, bir çocuğun önüne marşmelov konur ve çocuğa, araştırmacının odada olmadığı süre içerisinde marşmelovu yemezse ikincisinin verileceği sözü verilir. 40 yıl boyunca süre gelen araştırmalarda, marşmelovun cazibesine karşı koyabilen çocukların, sınavlardan yüksek notlar aldıkları, sosyal becerilerinin daha gelişkin olduğu ve madde bağımlılığı oranının düşük olduğu sonucuna ulaşıldı. Bu çocukların, ayrıca, daha az obezite sorunu yaşadığı ve stresle başa çıkma oranlarının da daha yüksek olduğu saptandı. Çocuklarınızın bu becerilere sahip olarak yetişmesini desteklemek için, bazen yapmayı reddetseler bile, her gün yerine getirilmesi gereken alışkanlıkları olması konusunda onları yüreklendirin.

Başarılı insanların alışkanlıkları üzerine araştırmalar yapan yazar ve konuşmacı James Clear, her alandaki en başarılı kişilerin – sporcu, müzisyen, sanatçı, CEO gibi – başarılı olma nedenlerinin alanlarında akranlarından çok daha istikarlı olmalarından kaynaklandığını söylüyor. “Herkes günlük hayatın keşmekeşi ile uğraşır ve motive olmak ile ertelemek arasında mücadele verirken, bu kişiler her gün işini yapar ve kendilerini günden güne daha fazla geliştirirler.”

7.Onlara kitap okuyun

New York Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yaptığı bir araştırma, ebeveynleri tarafından kitap okuyarak yetiştirilen bebeklerin okuryazarlık oranlarının yüksek, dil becerilerinin gelişkin olduğunu ve erken yaşlarda kitap sevgisi kazanan çocukların, ilerleyen yaşlarda keyif için kitap okuyan ve bundan büyük fayda gören insanlara dönüştüklerini gösteriyor.

Dr. Alice Sullivan, İngiltere’de yaşayan 17.000 kişinin farklı özellikleri üzerine yürütülen British Cohort araştırmasını kaynak gösteren yazısında şöyle diyor: “Aynı sosyokültürel ve ekonomik yapıdan gelen 5 ila 10 yaşları arasındaki çocukların yeteneklerini karşılaştıran testler yaptık. 10 yaşına kadar haftada en az bir kitap okuyan çocukların 16 yaşına geldiklerinde, haftada birden daha az kitap okuyan çocuklara oranla daha yüksek başarı gösterdiklerini tespit ettik. Bir başka deyişle, keyif alarak okumak, kişinin entellektüel gelişimi, kelime dağarcığı, heceleme ve matematiksel zekası ile yakından ilgili.”

8.Seyahat etmeleri konusunda teşvik edin

Öğrencilerin ülkelerarası seyahat etmesinin faydalarını, 1432 öğretmen ile görüşerek ortaya koyan bir araştırmaya göre seyahat etmenin çocuklar üzerinde sayısız faydası bulunuyor:

Daha fazla seyahat etme arzusu (%76)

Farklı kültürlere ve etnik kökenlere hoşgörülü olmada artış (%74)

Öğrenme, merak ve keşfetme arzusunda artış (%73)

Farklı damak tatlarını deneyimleme arzusunda artış (%70)

Bağımsızlık, özgüven ve özsaygının artması (%69)

Daha fazla entellektüel merak (%69)

Hoşgörü ve saygının artması (%69)

Kolay uyum sağlayabilme ve duyarlıklıkta artış (%66)

Kendini daha iyi ifade edebilme (%51)

Girişken ve sosyal olma (% 66)

Üniversite kabullerinde daha fazla tercih edilir olma (%42)

9.Kaybetmelerine izin verin

Sağduyuya aykırı gibi görünse de bu, bir ebeveynin yapabileceği en iyi şeydir. “Gerçek Dünyada Ebeveyn Olmak: Kurallar Değişti” kitabının yazarı, nöropsikoloji alanında uzman klinik psikolog Dr. Stephanie O’Leary, çeşitli düzeylerde başarısız olmanın ve kaybetmenin çocuklar için iyi olduğunu savunuyor. Kaybetme deneyimini yaşamak çocuklara, günlük yaşamlarında ihtiyaç duyacakları başa çıkma becerisini kazandırır. Aynı zamanda çocuklara, akranlarıyla iyi ilişkiler kurmak için gereken gerçek bir yaşam deneyimi sağlar.

Mücadale etmek aynı zamanda çok çalışma ve sürekli çaba gösterme becerilerinin yerleşmesini sağlar ve bu özelliklerin yıldızlı çıkartma, kırmızı kurdele, yüksek notlar olmaksızın değerli olduğunu kanıtlar. Yenilgi yaşayan çocuklar, zaman içinde esneklik kazanır ve toparlanabilme becerilerini geliştiriler. Zor görevleri denemek için daha istekli olurlar çünkü yenilmekten korkmazlar. Dr. Stephanie O’Leary, çocuğunuzu kaybetmekten kurtarmanın ona güvenmediğiniz mesajını verdiğini söylüyor: “Çocuğunuzun bocaladığını görme isteğiniz ona, başarabileceğine inandığınız mesajını verir. Ayrıca dışardan gelebilecek herhangi bir sorunun üstesinden gelme konusundaki inancınızı çocuğunuza aktarmanızı sağlar.”



Çeviri:Yeliz Çetindağ

25/11/2020

Address

30 AGUSTOS Mahallesi MERİÇ SOK NO:4(AHMET YAKUPOGLU KÜLTÜR MER. KARŞISI)
Kütahya
43020

Telephone

+902742231343

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Kütahya BLC Behavioral Learning Center posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Kütahya BLC Behavioral Learning Center:

Share