24/11/2015
Bu resme çok ama çok iyi bakın. Bu resimde Üstad Bediüzzaman hazretlerinin 2 si vefat etmiş ve 2 si hayatta olmak üzere toplamda 4 talebesi var. Herbiri okunan Risale-i Nurdan hissesini tam bir mahviyetle alıyorlar. Ne saatlerce izahat, ne enaniyet, ne şöhretperestlik... Hele resmi çektiklerini farketseler ihtimal resmi çeken fırçayı yiyecek (böyle bir sahneye bizzat şahit olmuştum ki Sungur ağabey ders esnasında fotoğraf çeken bir kardeşi epey azarlamıştı)
Şimdi gidin sözler köşkü, çınaraltı, hayalhanem vb. gibi mekânlara. Şahısçılığın türetildiği, şahs-ı manevinin kenara itildiği bu tür mekanlarda bana 5-10 isimden başka sayamazsınız. Çünkü o oluşumla isimleri müsemma olmuşlar. Bunların sonu da maalesef (yapılan ikaz ve uyarıları dikkate almadıkları taktirde) kısa vadede bol şatavat, uzun vadede ise üstadın tabiriyle "o azîm, kudsî kuvvetleri bid'a rüzgârlarına karşı dayanamıyor." neticesini verecek. Bunlar temenni değil öngörü. Risale-i nura rakibane çığır açmak, Bediüzzaman hazretlerinin talebesinin tavsiyelerine kulak tıkamak, umum nur talebelerinin hüsnü zanlarını kırmak onlar için iyi neticeler vermeyecek. ("HÂL-İ ÂLEM BUNA ŞAHİTTİR.")
2 Satır Risale okumakla saatlerce izahat yapmak bir hastalıktır.
''Evet, lafızperestlik bir hastalıktır, fakat bilinmez ki hastalıktır."
(BEDİÜZZAMAN)
Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerâit altında Risâle-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur. Said yoktur. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.
Bir Abi'mizin yazısıdır, Allah razı olsun çok güzel ifade etmiş.